Birinci Dünya Savaşı Harbi öncesine genel bakış

Sizlere birazcık geçmiş tarihten bahsedicem,dostlar birazcık geçmişe dönelim nedersiniz…

Avrupa’daki Gelişmeler

Türk Tarihinin dönüm noktalarından kabul edilen Birinci Dünya Harbi , XIX. asır başından itibaren Avrupa’da gerçekleştirilen muhtelif değişimlerin bir neticesidir.

Fransız İhtilâli ile ortaya çıkan muhtelif siyasî düşünce akımları Avrupa’da yayılarak gelişmeler göstermiş ve zaman içinde Avrupa’nın çehresini değiştirmiştir. En müessir düşünce akımlarından biri Fransız İhtilâli ile canlanan milliyetçilik akımı olmuş bu da milli devlet sisteminin ortaya çıkmasını elde etmiştir. Bu sayede ulusal birliklerini muhtelif aşamalar kararı kurmaya süregelen Avrupa Devletleri, kendi ulusal çıkarlarına gore hareket etmeye başlamışlardır. Bu da elkoyuculuk akımı ile güç kazanıp zaman içinde sömürgeciliğe dönüşmüştür. Sömürgecilik ile yayılmaya süregelen Avrupa Devletleri içinde ekonomik ve stratejik çıkarlar sağlama mücadelesi de böylece adım atmıştır.
Netice olarak 1871 – 1914 yılları arasındaki siyasî ve diplomatik gelişmeler Birinci Dünya Harbi’ne niçin olmuştur. Bu periyodu incelediğimizde üç ana kısma bölündüğünü görmekteyiz. Bu kısımlar ana hatlarıyla:

Daha Fazlası


1 9

Avrupa’da Alman Üstünlüğü (1871–1890)

Almanya’nın siyasî birliğini kurduktan sonrasında başbakanı olan Bismarck’ın izlediği bürokrasi, Almanya’nın kararlı bir üstünlük kazanmasını ve bunun kararı olarak Üçlü İttifak’ın oluşmasını elde etmiştir.

Bismarck’ın siyaseti iki ana kısımdan oluşuyordu. Bunlardan ilki, daha yeni siyasal birliğini elde etmiş olan Almanya’nın güçlenmesi ve sağlam temellere dayanması için lüzumlu olan dönemin kazanılması idi. Bu da sadece dış siyasette huzurun kısaca sulh ortamının sağlanması ile mümkündü.
İkinci bölümde ise 1870 -1871Almanya – Fransa Harbi’nde, Fransa’nın mağlubiyeti ile elinden çıkan Alsace ve Lorraine benzer biçimde iki mühim toprağını geri aldim isteyeceği düşüncesi ile başlayabilecek olan savaşın engellenmesi idi. Bu da sadece Fransa’nın intikam için ittifâk yapabileceği devletleri Almanya’nın yanına çekerek sadece bırakılması ile olabilirdi.
1890’da yeni imparator II. Wilhelm ile düşünce çatışmaları kararı ayrılmış olduğu başbakanlığı boyunca izlediği siyaseti bir takım anlaşmalarla – bunlar Rusya ve Avusturya ile yapılmıştı – perçinledi ve Almanya’nın üstünlüğünü sağlamış oldu.

Avrupa’da Balans (1890–1904)

Bismarck’ın başbakanlıktan ayrılmasıyla dış politikanın II. Wilhelm’in eline geçmesi, Almanya’nın Avrupa’da üstünlüğünün sona ermesine ve bir dengenin oluşmasına niçin oldu. Dış politikayı istediği benzer biçimde uygulayamayan II. Wilhelm, Almanya’nın içerisinde bulunmuş olduğu İttifak Devletleri’nin karşısına İtilâf Devletleri olan Rusya, Fransa ve İngiltere bloğunun oluşmasında müessir oldu. Üçlü İtilâf 1874 Fransız – Rus ittifâkı, 1904 İngiliz – Fransız sömürge antlaşması ve 1907 İngiliz – Rus sömürge antlaşmalarıyla oluştu
Savaş öncesi Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki münasebetler
Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonrasında dış siyasetinde Avrupalı Devletler ile dostane münasebetler kurulması yönünde değişimler icra eden Osmanlı Devleti ,1701 senesinde Prusya’da krallığını duyuru eden I. Friedrich’i kutlamak amacıyla Asım Said Efendi ile Osmanlı Sefareti Heyeti’ni Berlin’e göndermesi ile iki devlet arasındaki münasebetler başlamış oldu.
Bu tarihten itibaren gelişen ve tutumsal, siyasal, askeri birçok sahadaki bu münasebetler I. Dünya Harbine değin devam etti.
Bilhassa ordu teşkilatının ıslahı çalışmalarında Almanların misal katılması birçok Alman subayının Osmanlı ordusunda hizmet görmeye başlamasına niçin olmuştur. 1835’te Helmuth Von Moltke ve heyetinin gelişiyle resmi askeri yardımlaşma I. Dünya Harbi öncesinde Liman Von Sanders ve heyetinin gelişine kadar süre gelmiştir.

Liman Von Sanders başkanlığındaki askeri kurul 14 Aralık 1913’te İstanbul’a geldi. Liman Von Sanders ve askeri kurul hakkındaki meydana getirilen 27 Ekim 1913 tarihindeki mukavelenamede Osmanlı Devleti içerisindeki görevinin sınırları belirlenmiştir. Buna nazaran:

Beş sene süreyle ıslah heyetinin ve I. Kolordunun Kumandanı olarak vazife yapacaktı. Ek olarak askeri şura azası da olan Liman Von Sanders inzibat, terfi, mükâfat, tecziye, ıslahat, tensikat, talim, ahlak, teçhizat, teslihat, giysi, levazım, iaşe, sıhhiye, veteriner, kurs, seferberlik, istihkâm, istatistik, demiryolları hududu meselesi, telefon, telgraf, nakliye, tayyarecilik ve balonculuk hikayelerinde laf sahibi olacaktı. Askeri okullar ile Osmanlı Ordusunda vazifeli tüm subayların amiri niteliğinde bulunacaktı. Yabancı subayların da celp, atama ve azil işlemlerinden sorumluydu. Harbiye Nazırı’ndan sonrasında olacak olan makamında sadece ondan buyruk alacak ve emri altındaki askerler ile alakalı işlemlerden onu haberdar edecekti. En son da Alman Ordusunun Avrupa’da bir harbe girmesi halinde Almanya Liman Von Sanders ile öteki subayların mukavelelerini feshettirebilecekti.
Yukarıda belirttiğimiz benzer biçimde Liman Von Sanders’in çok geniş yetkilerle İstanbul’a gelmesi öteki devletlerin elçilerini kuşkulandırdı. Bilhassa Boğazların ve İstanbul’un savunmasıyla mükellef I. Kolordunun başlangıcında bir Alman generalin olması başta Rusya sonrasında İngiltere ve Fransa tarafınca tepkilerle karşılandı. Netice olarak bu devletlerin baskılarıyla Liman Von Sanders’in mareşalliğe yükseltilerek Genel Ordu Müfettişi yapılmış oldu.

Probleminin bu biçimde çözümlenmesi İtilâf Devletleri’nin korusa bile Alman tesirinin İstanbul’da artmasına mani olamadı. Bunda en mühim müessir Osmanlı Devleti sırada Harbiye Nazırlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı’nda bulunan Enver Paşa’nın koyu bir Alman hayranı olmasıdır. Ordunun sevk ve idaresi ile alakalı iki mühim görevin kendisinde olması Liman Von Sanders ile birebir ilişkide bulunabilmesini ve askeri mevzularda olduğu benzer biçimde siyasal mevzularda da bir dereceye kadar üst perdeden konuşabilmesini sağlamaktaydı. Bu vaziyet 2 Ağustos 1914 tarihindeki Türk – Alman İttifakının Birinci Dünya Harbi ne aşama başarıya ulaşmış olacağına birkaç birey haricinde kabine üyelerinden kimsenin haberi olmadan imzalanmasına ve netice olarak da bir takım vaka peşinden oldubittiye getirilerek Osmanlı Devleti’nin harbe sokulması sağlanmıştır.

Avrupa’da gelişen olayların savaşı kaçınılmaz bir hale sokmasıyla beraber Osmanlı Devleti tarafsızlığını ve istikbalini koruyabilmek amacıyla ayrı ayrı zamanlarda ittifak teşebbüslerinde bulunmuş ise de asla birinde başarıya ulaşmış olamamıştır. Lakin olayların ciddi boyutlara erişmesi Almanların Osmanlı’nın ittifâk tekliflerini yeni bir açıdan incelemeye zorladı. Şu sebeple harbin başlaması halinde Osmanlı Almanya’nın Üçlü İtilâf Devletleri tarafınca bir çembere alınma ihtimalini engelleyebilirdi. Bu da Rusya’ya karşı Osmanlı’nın ne aşama başarıya ulaşmış olacağına bağlıydı. Fakat tekrar de Boğazları tutarak Rusya’ya mani olabilecek, halifelik sıfatıyla bütün Müslüman âlemine tesir edebilecek güçteydi. Bu düşünceler doğrultusunda meydana getirilen antlaşmadan Osmanlı Devleti’nin beklentisi ise kaybetmiş olduğu itibarı yeniden kazanarak toprak bütünlüğünü korumak, savaş başladığında iki blok arasındaki yalnızlıktan kurtulmaktı. Ama tarafsızlığı benimseyen Osmanlı Hükümeti ve kamuoyunu bu antlaşma savaşın eşiğine getirmiş, ağır yükümlülükler dibine sokmuştur.

Genel olarak antlaşmanın maddeleri şöyledir:
Avusturya- Macaristan ile Sırbistan arasındaki ihtilaf karşısında iki devlette yansız kalacaktı,
Rusya faal bir askeri tedbirde bulunur ve bu vaziyet Almanya ile Avusturya- Macaristan içinde ittifak sebebi olursa bu vaziyet Osmanlı Devleti içerisinde geçerli olacaktı,
Osmanlı Devleti harbe girerse Alman askeri heyeti faal bir rol oynayacak ama Osmanlı Devleti’nin emrine bırakılacaktı,
Osmanlı Devleti’nin toprakları tehdit edilirse Almanya silahlı yardımda bulunacaktı,
Antlaşma imzalanır imzalanmaz yürürlüğe girecek ve 31 Aralık 1918’e kadar da yürürlükte kalacaktı,
Antlaşma gizli saklı duracak ve sadece iki tarafın beraber isteği ile açıklanabilecekti.”

Antlaşmanın imzalanmasından sonrasında şimdiki mesele kamuoyuna ve görüşmede bulunmuş olduğu sürece antlaşmaların Mebuslar Meclisi’nce onaylanması gerektiği hükmüne tahsisat imparatorluğa yüklenen yükümlülüklerin iyi mi yerine getirileceği idi. Bu da seferberlik için lüzumlu yasalar onaylattırıldıktan sonrasında meclisin Kasım ayı sonuna kadar dinlence edilmesiyle başladı. İngiltere ye daha evvel sipariş edilen gemilerin alınabilmesi için antlaşma gizli saklı tutuluyordu. Ama bütün işlemlerin tamamlanmasına hatta gemileri teslim alacak görevlilerin gönderilmesine karşın İngiltere Avrupadaki cenk halini bahane ederek gemilere el koydu. Bu da hükümet liderlerinin kamuoyunda Almanya lehine emekler yapmasına ihtiyaç duymadan halkın Üçlü İtilâf Devletleri aleyhine dönmelerine niçin oldu. Netice olarak Enver Paşa’nın Almanya yanında harbe girme arzusu gerçekleşmek üzereydi.

Enver Paşa’nın bu arzusunu Goeben ve Breslav isimli iki Almanya kruvazörü yerine getirmiştir. 3 Ağustos 1914’de Şimal Afrika’daki Fransız üslerini bombalayan bu iki vapur İngiliz filosunu arkalarına takarak Akdeniz’e açılmışlardı. Ayrıca ittifak Antlaşmasının imzalandığı bu gemilere bildirilmiş ve gemiler Osmanlı Devleti sularına yönelmişlerdir. İngiltere Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a doğru yol alan gemilerin, Osmanlı Devleti tarafınca silahsızlandırılarak kara sularından çıkarılmasını istedi. İşte bu nokta da Almanların baskıları arttı ve düzmece bir satın alma ile gemiler Osmanlı Devleti’nde kaldı. İsimleri Yavuz Sultan Selim ve Midilli olarak değiştirilen gemilerin komutanı Amiral Souchon’da Osmanlı Karadeniz Filosu Komutanı oldu. Vapur mürettebatına ise fes ve Osmanlı üniforması giydirildi.

Almanya artık Osmanlı Devleti’nin harbe girmesini isterken hükümet üyelerinin büyük bir bölümü istenilen güvenceler elde edilmeden harbe girmeyi reddediyorlardı. Üstelik İtilâf Devletleri uzun süredir istenilen kapitülâsyonların kaldırılması ile Osmanlı Devleti’nin istiklal korunması ile alakalı güvencelerin sağlanacağını dile getiriyorlardı. Bu vaziyet Enver Paşa ile Almanları zor duruma sokuyordu. Sonuçta Osmanlı Hükümeti Avrupada süregelen savaştan yaralanarak 9 Eylül’de kapitülâsyonları kaldırdı. Bu vaziyet tüm devletlerde şaşkınlıkla karşılandı. Ek olarak yabancı posta haneler ve azınlıklara verilen hatlar kaçırıldı.
Bu vaziyet karşısında Almanlarla ilişkilerde bozulmalar oldu. Şu şekilde ki ittifak halinde olmalarına karşın Osmanlı üstündeki çıkarları kapitülâsyonların kaldırılmasıyla büyük zarara uğruyorlardı. Kapitülâsyonların kaldırıldığı gün Amiral Souchon’da Osmanlı Birliği I. Komutanlığına getirilmişti. Bu vaziyet gerginliği düşürmese de bir sus oranı olarak birazcık işe yaramıştı. Sonuçta Enver Paşa’nın kayıtsız şartsız Alman taraftarı olması Almanlarda muayyen bir hareket özgürlüğü sağlamıştı.

Enver Paşa ile politikacılar içinde harbe girme tarihi hakkındaki bir ihtilaf sürerken Çanakkale Boğazı önünde nöbet tutan İngiliz cenk gemileri boğazdan çıkmak isteyen bir Osmanlı torpidosunu geri çevirdiler. Bunun üstüne Osmanlı Devleti Boğazı torpil döşemek üzere kapattı. Bu Enver Paşa’nın Amiral Souchon’a talim yaptırmak amacıyla Karadeniz’e çıkartma iznini vermesi için fırsat oldu.

Alman elçisi cenk duyuru edilmesi halinde Osmanlı Devleti’ne 2 milyar kuruş gizli saklı yardım yapılacağını bildirdi(11 Ekim). Paranın gelmesi ile beraber Enver Paşa, Alman Genel Kurmay Başkanlığı’nın Türk komutanlara haber vermeden, Genel Kurmay Başkan Vekili Bronzart’a hazırlattığı bir cenk planının yürütülmesi için Alman Genel Kurmay Başkanlığı ile görüş donanmasına vardı. Bu planın birinci maddesi, harbe iyi mi girileceğini saptamaktaydı. Buna nazaran cenk duyuru edilmeksizin Karadeniz’deki Rus Filosunu batırarak deniz üstünlüğünü kazanacaktı. Harekete geçme tarihi Amiral Souchon’a bırakılmıştı.

Amiral Souchon 29 Ekim’de Karadeniz’de Rus kıyılarını bombardımana tutarak fazlaca sayıda Rus gemisini batırarak Enver Paşa’dan almış olduğu gizli saklı emri başarıyla yerine getirdi. Bu vaka başta sadrazam Sait Halim Paşa ve Maliye Nazırı Cavit Bey olmak suretiyle kimi nazırlar tarafınca tepkiyle karşılandı. Enver Paşa’nın Amiral Souchon’a ateşkes emri verilmesi ve İtilâf Devletleri’nden özür dilemesi sağlandı. Ama artık geç kalınmıştı. Rusya 2 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne cenk duyuru ettiğini ifade etti. 5 Kasım’da da Fransa ve İngiltere cenk duyuru ettiler. Padişah da 11 Kasım’da cenk duyuru ederek halifeliği kullanarak bütün Müslümanları cihada çağrı etti.

Böylelikle Osmanlı Devleti Almanya’nın yoğun baskısı ile Enver Paşa’nın kendi ihtirasları kararı I. Dünya Harbine girmiş oldu. Bu olayın bir rastlantı olmadığı Almanya’nın ve öteki İttifak Devletleri’nin çıkarları nihayetinde hazırlandığı açıktır.

Savaş sırasında Çanakkale cephesinde Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki münasebetler
Stratejik bakımdan iki blok içerisinde fazlaca kıymetli olan Çanakkale Boğazına karşı Bağlaşık Devletlerin teşebbüsleri daha 1914 Ağustosundan itibaren bahis mevzusu olmuş ama Osmanlı Devleti hemen hemen yansız olduğundan bu sorun üstünde fazla durulmamıştı.

Almanya’nın ise daha 2 Ağustos 1914 tarihindeki ittifak Anlaşmasından ilkin Boğazlara askeri personel gönderilmiş olduğu görülmektedir 24 Haziran 1914’de 4’ü subay, 32 astsubay ve 201 erbaş ve er olmak suretiyle toplam 237 askeri personel gelmiş ve bunlar Enver Paşa’nın emri ile Çanakkale Boğazındaki bataryalar ile gemilerde göreve getirilmiştir.

Osmanlı – Alman ittifak antlaşmasının imzalanmasından sonrasında ise 27 Ağustos 1914’de 2 Alman Amirali, 15 deniz subayı ve 281 deniz eri İstanbul’a gelmiş ve boğazlarda vazife almıştır. Doğal olarak 1600 kadar mürettebatı ile 10 Ağustosta Çanakkale Boğazından giriş icra eden Goeben ve Breslav gemileri bu sayının dışındadır. Ek olarak bunlar haricinde değişik tarihlerde başka Alman subay, astsubay, erbaş ve erleri ile teknik personel Boğazlar bölgesinde vazife yapmak için göreve getirilmiştir.

Ama bu subayların gelişinden itibaren Boğazlar bölgesinin savunmasında emir-komuta bağlantısı kurulamadığından sevk ve idarede ortaya çıkan otorite boşlukları Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki politik anlaşmazlıklardan oğlu olmuştur. Bu da Boğazlar bölgesi için mühim bir vehamet arz etmektedir. Şu şekilde ki: Amiral Usedom’un dışında Müstahkem Mevki Komutanı olarak Albay Cevat Bey göreve getirilmiş, Amiral Merten Türk Karargâhı Temsilcisi olarak Çanakkale’de bulunuyor ve Gelibolu Yarımadasının ortası ile kuzeyindeki birliklerde, I. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in emrindeki III. Kolordu’ya ilişik birliklerden oluşuyordu. Ek olarak Türk Genel Karagahıda Boğazlar üstünde direkt birtakım yetkilere haiz bulunuyordu.

Ek olarak Osmanlı Devleti yöneticileri ile Alman yetkilileri içinde boğazların güvenliği ile alakalı düşünce ayrılıkları ve şayet bir hücum olursa – Almanya buna ilginç bir ısrarla olasılık vermemekteydi -savunma için lüzumlu askeri yardımların Osmanlı Devleti’ne ulaştırılmasıyla ilgili güçlükler öteki tehlikeyi yansıtmaktaydı. Şu sebeple cenk başladığında yansız sonrasında kısmen düşmanca bir tavır içerisine giren Balkan Devletleri’nin Berlin – İstanbul demiryolu bağlantısı üstünde bulunmaları hem harbin sevk ve idaresinde ortaklaşa kararlar verilmesinde bununla beraber yardımların ulaştırılmasında mani teşkil ediyordu. Nitekim 1916 senesinde kurulan Berlin -İstanbul demiryolu bağlantısına kadar Osmanlı Devleti genel mahiyetle kendi olanakları dâhilinde savaşım etmiştir. Esasen askeri malzemelerin gelişi hızlanmış olsa dahi rötar sebebiyle cephelerde oluşan tehlikelerin giderilmesinde kafi olmamıştır.

Çanakkale’ye hücum fikri bir Rus problemi ile ortaya çıkmıştır. Sarıkamış saldırısının Osmanlıların çıkarına geliştiği bir sırada Rus Orduları Başkomutanı Grandük Nikolas, İngiliz Harbiye Nazırı Kitcmer’den Osmanlı kuvvetlerinin bir kısmının Kafkas cephesinden uzaklaştırılmasını sağlayacak bir kara yahut deniz gösterisinin yapılmasının olası olup olmadığını sormuştur. Grandük bu şekilde bir şov için Çanakkale’den bahsetmediği biçimde Londra’da Çanakkale seferi fikri çoktan doğmuştu.

Aslolan hedef boğazları ele geçirip Osmanlı Devletini parçalamak üzere toprak bütünlüğünü bozarak cenk dışı bırakmak, boğazlar yolu ile Rusya’da yardım yapmak Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirerek doğuya doğru yayılmalarını engellemekti. Ek olarak İngiltere bu sayede doğudaki sömürge topraklarını garanti dibine almayı da istiyordu.
Bu amaçla 19 Şubat 1925’de saldırıya geçip bir ay zaman ile devam edecek olan deniz harekâtına başladılar. Ama Osmanlıların boğazlara mayın çevresindeki tepelere kuvvetli bataryalar yerleştirdiklerini biliyorlardı. Bu yüzden amaçlarını gerçekleştiremeden 18 Mart 1915’deki son teşebbüslerinde başarısızlığa uğrayıp üç cenk gemisi kaybederek geri çekilmişlerdi.

18 Mart deniz zaferi Türk-Alman münasebetlerini de etkiledi. Yenilmez malum İngiliz donanmasının hep başarısızlıklar kaydeden Osmanlı tarafınca mağlubiyete uğraması Enver Paşa’nın dahi Almanlara karşı düşüncelerini değiştirmişti. Kazanılan zaferle Almanların çıkarları korunurken onların yalnız bir miktar ödünç para ile birkaç alman subayı gönderdiklerini Enver Paşa’da itiraf etmişti.

Deniz savaşının başarısızlıkla neticelenmesinden sonra İtilaf devletleri bir kara hareketi ile kaybedilen moral ve prestiji tekrar kazanma planına karar verdiler. Bu doğrultuda 25 Nisan 1915 sabahı saat 05:00 dan itibaren sekiz buçuk aya sürecek olan Çanakkale Muharebeleri donanma desteğindeki İtilaf Devletleri askerlerini Gelibolu’ya çıkışları ile adım atmıştır.

Kara savaşları esnasında Mayıs 1915’te Liman Von Sanders eğitilmiş 200 istihkâmcının acilen gönderilmesini istemiş ve V. Ordu emrine Haziran sonuna doğru ilk ve tek Alman donanması gelmiştir. Bu birlik bir istihkâm bölüğü kadardır.

Alman istihkâm bölüğünün ilk çalışanı 10 Nisan 1914’te gelmiş ve bu tarz şeyleri 13 Nisan ve sonraki tarihlerde gelenler takip etmiştir.
200 mevcutlu olan bu bölük Cenup Grubunda ve Seddülbahir’de kullanılmıştır. Bölüğün mevcudu bölge şartları ve muharebeler nihayetinde 40 Alman’a kadar düşmüştür. Bundan sonrada düzgün bir bölük olarak değil de , cepheye dağılmış olarak ve nezaretçi gibi görevlendirilmişlerdir.
Bu birlik haricinde başka qüç gönderilmezken topçu bataryalarında hizmet görmek amacıyla subay ve astsubaylar gönderilmiş ve bunlar V. Ordunun muhtelif kademelerinde vazife almıştır.

Ek olarak Kasım 1915’te 24santimetre’lik bir Avusturya havan bataryası ile Aralık 1915’te 15santimetre’lik bir Avusturya obüs bataryası Gelibolu’ya dfgdfg Bunlarla beraber Çanakkale’ye gelen Alman subay, astsubay ve erlerin sayısı 500 kişiyi bulmuştur.

Bunlar haricinde 6 Temmuz 1914’de gelen deniz tayyareleri Çanakkale Muharebeleri’nde kullanılmak suretiyle göreve getirilmiştir.

Birinci Dünya Harbi sırasında Osmanlı Harekâtının en muhteşem zaferinin yaşandığı Çanakkale’de vazife alan mühim Alman subaylarına erişince evvela bahsedilecek olanlar:
Liman Von Sanders: Alman Askeri Heyeti Başkanı olarak geldiği bizim ülkemizde I. Kolordu Kumandanlığı görevinde bulunmuş; Savaş sırasında bu rolü devrederek Gelibolu’da kurulan V. Ordu Kumandanlığı yapmıştır.
Gressmann Paşa: 1915–1916 yıllarında Türk Tümgenerali rütbesiyle askeri heyette vazife almış ve Çanakkale’deki V. Ordu Topçu Kumandanlığı görevinde bulunmuştur.

Amiral Von Usedom Paşa: 1914–1918 yılları aralığında Türk mareşali rütbesiyle vazife yapmış ve Boğaz Kumandanlığı hizmetinde bulunmuştur.
Souchon Paşa: Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Harbine girmesine sebep olan amirallerden Karadeniz vakasının kilit adamı Koramiral Souchon, 1914-1917 yılları aralığında Akdeniz Filosu Kumandanlığı ve Türk Deniz Kuvvetleri Kumandanlığı yapmıştır.

Merten Paşa: Koramiral Merten, 1914–1918 yılları aralığında Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Kumandanlığı yapmıştır.
Ek olarak Süvari Yüzbaşı Mühlmann’ında Liman Von Sanders’in karargâhında vazife almış olduğu tanınmaktadır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer makaleleri