Sinüzitte balon yöntemi nedir, nasıl uygulanır?

Günümüzün en yaygın hastalıklarından biri olan sinüzit, nasıl tedavi edilir, sinüzit olmaktan kendimizi nasıl koruruz, sinüzitin belirtileri neler? Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. İsmail Koçak sinüzit hakkında merak edilenleri cevapladı.

Sinüzit Nedir? Nerede Oluşur?

Kafa kemiklerimiz içinde burun boşluğu çevresindeki hava boşlukları ‘ sinüs’ olarak tanımlanır. Hava sinüslere burun boşluğundan girer. Her nefes alış verişimizde, burundan geçen hava sinüslere küçük açıklıklardan ulaşır. Bu açıklıkların tıkanması sinüs enfeksiyonlarının temel kaynağıdır. 4 çift sinüs boşluğu vardır. Frontal (alın), maksiller (yanak),etmoid (göz kenarı) ve sfenoid (arka) sinüsler. Sinüzit bu hava boşluklarının iltihaplanması durumudur. Virüs, bakteri ve mantarlar bu boşluklarda iltihaplanma yapar.

Sinüzite Neler Sebep Olur?

En sık nedeni soğuk algınlığına neden olan virüslerdir. Bu virüsler burun içi ve sinüs içini döşeyen mukozayı etkiler. Virüs enjeksiyonundan sonra bakteriler sinüzitin devamına neden olur. Mantar sinüziti nadir görülür. Bu tarz enfeksiyonlar kısa sürer ve kolaylıkla iyileşir. Kısa süreli enfeksiyonlar ‘akut sinüzit ‘ olarak adlandırılır. Sinüzit uzun sürerse temelde problem sinüslerin hava geçiş kapılarının yapısal veya doğuştan dar veya kapalı olmasıdır. Bu durumda enfeksiyonlar uzun sürer ve ‘ kronik sinüzit’ olarak tanımlanır.

Sinüzite Yol Açan Hastalıklar Nelerdir?

Bağışıklık sisteminde düşüşler sinüzitlere zemin hazırlar. Örneğin geçirilmiş ağır bir grip, organ yetmezliği olan bireyler, şeker hastaları sık ve uzun sinüzit problemi yaşarlar. Bunun içinde oluşan başka problemler örneğin alerji, çocuklarda buruna kaçırılmış yabancı maddeler, geniz eti gibi durumlar sinüzit nedenidir.

Sinüzite Yol Açan İlaçlar Var Mı? 

Mukoza kurucu, idrar söktürücü ve bazı tansiyon ilaçları sinüzite zemin hazırlar.

Nasıl Teşhis Edilir?

Hekimin klinik muayenesi tanıyı koyar. Tanıya destek testler burun içi endoskopik muayene, sinüs röntgeni, tomografi, kültür ve koku algı testleriyle konur.

Nasıl Tedavi Edilir?

Bakteri kökenli enfeksiyonlarda antibiyotikler, mantar kökenli olanlarda antimikotik tedavi uygulanır. Bunun enfeksiyon geçene kadar açık kalması önemlidir. Bu nedenle dekonjesten olarak tanımlanan burun hava akımın artıran ilaçlar tercih edilir. Bunlar hem burun spreyi hem de tablet olarak kullanılır. Bunun içindeki salgının alışkanlığını artıran temizleyici sprey ve damlalar önerilir. Alerjinin eşlik ettiği durumlarda antihistaminik ilaçlar da eklenir.

Ameliyat Ne Zaman Gerekli? 

Kronik yapısal sinüzitlerde, ilaçla tedavinin faydasız olduğu durumlarda cerrahi tedavi ön plana çıkar. ‘Endoskopik sinüs cerrahisi’ adı verilen teknikte sinüslerin tıklanmış kanalları genişletilir veya açılır. Bu işlem lazer, balon ve standart enstrümanlarla gerçekleştirilir. İşlemler endoskop ile yapıldığı için dışardan belli olmaz ve yüzde iz veya şişlik bırakmaz.

Tedavi Ne Kadar Sürer? 

Tıbbi tedavi 7 ile 21 gün arasında sürebilir. Süre, enfeksiyonun şiddeti ve oluşum sürecine göre değişir. Cerrahi tedavi ise 1 haftalık bakım sonrasında kendiliğinden iyileşme süreciyle tamamlanır. Cerrahi işlemlerden sonra normal yaşama geçiş çok kısadır. Özellikle lazer ve balon sinüs cerrahisinde kişi aynı gün normal yaşantısına devam edebilir.

Balon Sinüs Cerrahisi Nedir? 

Sinüs kanallarının balonla genişletilmesi işlemidir. Şu anda tüm sinüslere yönelik müdahalelerde güvenle kullanılıyor. Endoskop ile sorunlu sinüs bir klavuz tel aracılığıyla saptanır. Ardından klavuz tel üzerindeki balon kanal içinde şişirilir. Böylece sinüs kanalı genişletilir. İşlem sırasında ve sonrasında kanama, Ağrı olmaz, tampon gerekmez.

Sinüzitin tekrarlanmaması için öneriler:

•    En doğru şey enfeksiyondan kaçınmak. Bunun için enfeksiyonun yoğun olduğu dönemlerde kapalı ortamlardan kaçının. Açık ve temiz havalı ortamlarda bulunun.
•    Klimalı ve soğuk ortamlar sinüziti tetikler. Hafif de olsa bir üst solunum yolu enfeksiyonu yaşarsınız muhakkak dekonjesyon (burun tıkanıklığını gidermek için kullanılan ilaç) tedavisine başlayın. Uçak yolculuklarından uzak kalın.
•    Terli terli su içmek, başı üşütmek, şapkasız çıkmak gibi durumlardın sinüzite uzak-yakın ilgisi yok. Yine de dikkatli olun.
•    Burun tıkanıklığı
•    Baş ağrısı
•    Yüz ağrısı
•    Yüzde ve kafa içinde doluluk hissi
•    Burun akıntısı
•    Geniz akıntısı
•    Koku alma bozukluğu
•    Ses kalitesinde bozulma

Bez mendil mi, kağıt mendil mi kullanmalıyız?

Kağıt mendil kullanım kolaylığı nedeniyle daha çok tercih ediliyor. Ancak bez mendilin de birçok faydası var. Peki hangisi daha sağlıklı?

Grip olduğunuzda kağıt mendil mi kullanmayı tercih ediyorsunuz, yoksa bez mendil mi? Mendilin birçok faydası biliniyor. Her şeyden önce çevre dostu.
Ancak söz konusu hijyen olduğunda kağıt mendiller, bez mendillerden daha iyi bir tercih. Özellikle soğuk algınlığına yakalandığınızda. Hastayken nasal yollarınızdaki virüsü sümkürerek atıyorsunuz. Her seferinde kullandığınız mendili çöpe atıp ellerinizi yıkıyorsanız güvendesiniz.
Öte yandan bez mendil kullandığınızda virüsün yayılma ihtimalini arttırıyorsunuz. Birkaç kez aynı mendili kullandığınız için virüs mendilde kalıyor ve siz tekrar tekrar virüse maruz kalıyorsunuz.

Protein eksikliğini gösteren işaretler

Protein vücumuzdaki birçok fonksiyonda önemli rol oynayan amino asitler zinciridir. Vücudumuz protein eksikliği yaşadığında belli başlı belirtiler verir. İşte vücudumuzun proteinsiz kaldığında verdiği belirtiler…

Protein bedenin kas yapmasını, yağ yakmasını ve güçlü kemiklerin oluşumunu destekler.  Vücut her gün proteine ihtiyaç duyar. Çünkü proteinler hareket sistemiyle sürekli parçalanırlar. Bu nedenle sürekli yenilenmesi gerekir.  Yemeklerden yeterince protein alamazsanız beden çeşitli belirtiler vererek günlük yaşantınızda olumsuz etkilere neden olabilir.

İşte vücudunuzda protein eksikliğini gösteren işaretler…

Çabuk yorulma

Vücut yeni kas kitlesi oluşturmak için proteine ihtiyaç duyar. Spor yapıyorsanız ve yeterli miktarda protein alamıyorsanız çabuk yorulabilir ve kas zedelenmesi yaşayabilirsiniz.

Bu nedenle yeterli protein almadan enerjik hissedemezsiniz. Protein ihtiyacınızı yeterli miktarda karşılayamazsanız günlük yaşantınızda ufak tefek koşuşturmalarda bile aniden yorulduğunuzu hissedebilirsiniz.

Uykusuzluk sorunu 

Uykusuzluk sorunu, kan şekeri sevilerine ve serotonin azalmasına bağlı olarak gelişebilir. Yeterli protein almamak triptopan yapı taşlarının gelişmesine neden olabilir.  Bu yapı taşları uyuşukluğa ve huzursuzluğa neden olan bir amino asittir.

Yatmadan evvel protein ağrılıklı beslenerek serotonini ve triptofan üretimini uyararak deliksiz bir uyku uyumayı sağlayabilirsiniz.

Yüksek kolesterol

Yüksek kolesterol, vücudunuzdaki iltihaplanmalar ve hormonal dengesizlikler yüksek şekerli beslenmelerin sonucunda ortaya çıkar. Şekerli atıştırmalıklarınızı protein içeren gıdalarla değiştirirseniz kolesterolünüzdeki artışın ve saydığımız diğer hastalıkların önüne geçebilirsiniz.

Uyuşukluk ve konsatrasyon eksikliği

Vücudunuzun norolojik fonksiyonlarını yerine getirebilmek için proteine ihtiyacı vardır. Yetersiz konsantrasyon, motivasyon eksikliği, öğrenmekte zorluk protein eksikliğine işaret eder. Yeterince protein alamazsanız gün içerisinde bu şikâyetleri yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

Endişeli ve kaygılı hissetmek 

Amino asitler ruh halinizi kontrol eden nörotransmitterleri oluştururlar. Protein beynin hormonları sentezlemesine yardımcı olmak için gereklidir. İyi hissetmenize yardımcı olan dopomin ve serotonin gibi. Protein ağırlıklı beslenemiyorsanız depomin ve serotonin eksiklğini yaşayarak  her zaman endişeli ve kaygılı hissedebilirsiniz.

Omurga metastazında tedavi seçeneği; Robotik Cerrahi

Kanser tedavisinde başarıyı etkileyen en önemli faktörün erken tanı olduğunu söyleyen Beyin-Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sait Şirin, omurga metastazlarında tedavi seçeneklerini anlattı.

Günümüzde gün geçmiyor ki bir tanıdığımıza kanser tanısı konmasın… Tanısal imkanların giderek artması bunun önemli bir sebebini oluşturuyor. Artık en ufak şikayette insanların sağlık kurumlarına başvurabilmesiyle kanser tanısı da erken dönemde konulabiliyor. Herkesin bildiği gibi kanser tedavisindeki başarının en önemli faktörü; erken tanı… Tanısal tekniklerin gelişmesi ve bunlara ulaşılabilirliğinin artması yanında tedavilerde önemli gelişmeler mevcut. Bu sayede artık kanserli hastalarımızın sağ kalımında ciddi artışlar sağlıyoruz. Bu uzun sağ kalımla beraber ise hastalarda daha önce daha az gördüğümüz metastazlara, yani yayılımlara daha sık rastlıyoruz. Bunlardan biri; omurga metastazı…

Omurga metastazı, kanserli hastalarda %30-40 gibi oldukça yüksek oranlarda görülüyor. En sık meme, prostat, tiroid, akciğer ve böbrek kanserlerinde bu metastazlarla karşılaşıyoruz. Hastalar başta Ağrı ve nörolojik bulgularla (dengesizlik, yürüme zorluğu ve kollarda veya bacaklarda uyuşma ve kuvvetsizlik gibi) bize başvuruyor.

Omurga metastazlarında tedavi seçenekleri

Omurga metastazlarında tedavi hedeflerinin ağrıyı dindirmek, nörolojik fonksiyonları korumak ve omurga bütünlüğünü korumak olması gerekiyor. Tedavide uygun hastaya göre cerrahi, radyoterapi veya her iki tedavinin kombinasyonu seçilebiliyor. Omurganın bütünlüğü korunduysa (kırılma, kayma yoksa) genelde radyoterapi seçiliyor. Buradaki amaç; ağrıyı yok etmek ve omurgadaki tümörü kontrol altına almak… Klasik radyoterapide uygulanan dozlarla maalesef yetersiz ağrı ve tümör kontrolü sağlanabiliyor. Burada daha iyi sonuçlar alabilmek için gerekli olan yüksek dozların verilememe sebebi, tümör etrafındaki omurilik gibi sağlam dokulara verilecek zarardan ve yan etkiden korkulmasından kaynaklanıyor. İşte bu noktada omurga metastazlarını daha iyi tedavi edebilecek seçenek olan robotik radyocerrahi sistemi Cyberknife’ı tercih ediyoruz.

Önemli bir seçenek olarak; Cyberknife
Cyberknife robotik radyocerrahi sistemi, 2000 yıllarından sonra geliştirilmiş olup, Amerika’da 2004 yılında onay almıştır. Devrimsel bir tedavi opsiyonu olan Cyberknife, milimetrenin altında bir hassasiyetle yüksek dozlarda radyasyonu 1 ila 5 günde omurga metastazlarına gönderebilmekte ve bunu yaparken çevre sağlam dokuları koruyabilmektedir. Bu ileri teknoloji tedavi planlamasını yaparken hastanın tomografisi, manyetik rezonans görüntüleri ve gerekirse PET CT görüntüleri kullanılmaktadır. Bu derece hassas tedavi yapabilmesinin bir sebebi de tedavi sırasında devamlı görüntüler alınarak hastanın gerçek pozisyonun sürekli kontrol edilmesi ve gerekli düzeltmelerin robot tarafından yapılmasıdır.

Ağrı ve tümör kontrol oranı çok yüksek
Omurga metastazlarının Cyberknife tedavisi ayaktan olmaktadır yani hastanın hastaneye yatırılması gerekmemektedir. Herhangi bir anesteziye ihtiyaç duyulmamaktadır ve yoğun bakım süreci yoktur. Tedaviden sonra çok kısa sürede hastanın ağrıları dinmekte ve hasta günlük aktivitelerine rahatlıkla dönebilmektedir. Bu hızlı uygulama ve cevap, kanserde hayat kalitesini çok büyük oranda artırır. Ağrı ve tümör kontrol oranları, merkezlere göre %80-95 arasında değişmektedir. Tedaviden sonra 3 aylık aralarla hasta MR görüntüleme ile takip edilmektedir. Gerekirse PET CT uygulanmaktadır. Cyberknife artık günümüzde omurga metastazlarında tek başına bir tedavi opsiyonu veya diğer tedavilerin tamamlayıcısıdır.

Akciğer kanserine karşı kür tarifi

Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel, Akciğer kanseri düşmanı aktioksidan kür’ü tarifi verdi…

Kanser ve özellikle akciğer kanseri, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada gelmektedir.

Her yıl yaklaşık 10 milyon insana kanser tanısı konmakta, 8 milyon insan ise kanserden yaşamını yitirmektedir. 2020 yılında ise bir yıldaki kanser sayısının 15 milyonun üstünde olacağı tahmin edilmektedir.

Kanser, vücutta var olan kanser öncesi hücrelerin büyümesi ve gelişmesi ile oluşan bir hastalıktır. Kanserin oluşumuna neden olan etmenler arasında sağlıksız beslenme, sigara kullanımı, stres, enfeksiyon hastalıkları, alkol ve hijyen şartları gösterilebilir.

Gün geçtikçe görülme sıklığı artan kanser çeşitlerinin oluşma riskini %30-40 oranında düşürme şansının bizim elimizde olduğunu belirten Diyetisyen Ayşe Tuğba Şengel akciğer kanserine karşı nasıl beslenilmesi gerektiğini anlattı.

“İdeal ağırlıkta olmak; sarımsak, brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, soğan tüketimini arttırmak; kurubaklagil, tam tahıllı ürünler gibi lif kaynağı besinler tüketmek; sebze meyve tüketimini arttırmak; kızartma, kavurma gibi yöntemler tercih etmemek ve nitrit, nitrat gibi maddeleri içeren hazır gıdalardan uzak durularak kanser hastalığının görülme riski düşürülebilir.

Akciğer kanseri her yıl 4,5 milyon insanı öldürüyor
Yapılan araştırmalarda en sık görülen kanser çeşidinin akciğer kanseri olduğu bulunmuştur. Kanser oluşumuna neden olan en büyük etken ise sigara içilmesidir. Sigara içimi her yıl yaklaşık 4,5 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır.

Bu sayının 2020 yılında 7,5 milyon insanı geçeceği tahmin edilmektedir. Sigara, vücudun savunma sistemini etkiler ve bağışıklık sistemini düşürür. Bu yüzden sigara tüketen bireylerin antioksidan kaynağı olan A,C ve E vitaminlerinden zengin beslenmeleri gerekmektedir.” dedi.

Ayrıca Bkz:Meme Kanseri

Akciğer kanserine düşman antioksidan kür tarifi
Kanser riskini düşürmek ve akciğeri temizlemek için antioksidan kaynağı olan Akciğer Kanseri Düşmanı Aktioksidan Kür’ü tüketebilirsiniz.

Malzemeler:
Fındık büyüklüğünde taze zencefil
4-5 dal tere
1 diş sarımsak
1 çay bardağı kaynatılmış keçiboynuzu suyu

Hazırlanışı:
Bütün malzemeler 1 çay bardağı kaynatılmış keçiboynuzu suyuna karıştırılıp blenderdan geçirildikten sonra içilebilir.

Kür haftada 1 defa tüketilebilir.

Yakın bir zamanı unutuyorsanız aman dikkat

Alzheimer belirti vermeyen ve sinsi ilerleyen bir hastalık olduğundan zaman zaman kendi beynimizin doktoru olmakta fayda var.

Uzmanlar alzheimerde erken teşhisin önemine dikkat çekerek 55-60 yaşından sonra yılda bir kere beyin check-up’ı ve hafıza testi önerisinde bulunuyor. Eğer yarım saat önce gerçekleşmiş bir olay unutuluyorsa ve yaşanmamış gibi davranılıyorsa beklemeden doktora gidilmesi gerekiyor!

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, belirti vermeyen ve kanser gibi sinsi ilerleyen Alzheimer’da erken teşhisin önemli olduğunu vurguladı.

Erken teşhis önemli
Erken tanı için 55-60 yaşından sonra yılda bir kere kalp check-up’ı gibi beyin check-up’ı yaptırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tanrıdağ, şu açıklamalarda bulundu:

“Alzheimer’ın beyinde ne zaman başladığı hiçbir zaman belli değil. Çok erken başlayabiliyor ve beyinde eksiklikler başlıyor. Beyindeki rezerve önemli ölçüde azalınca da hastalık ortaya çıkıyor. Alzheimer tanısı konulduktan sonra aslında hastalığın 25 yıl önce başladığı kabul ediliyor, tanı konulamıyor, yaşa yorumlanıyor. Hastalığı erken dönemde teşhis etmek mümkün olmuyor, orta evreye gelince tıp dünyasının ilgisini çekiyor ve tanı konulabiliyor. Alzheimer de kanser gibi. Erken tanı son derece önemli. Tedavi imkânları bakımından son derece önemli. Erken tanı için 55-60 yaşından sonra yılda bir kere kalp check-up’ı gibi beyin check-up’ı yaptırılmalı. Hafıza testlerine girilmeli. Bu testlerde yavaşlama tespit edilirse erken teşhis sağlanabilir. Kaderci olmaktan çıkıp hastalıklara karşı farkındalık artarsa erken tanı söz konusu olabilir. Eğitim beyni çalıştırır, güçlendirir. Eğitim görmemek beyni geri bırakır.”

Alzheimer ve depresyon karıştırılabiliyor
Alzheimer’la sadece unutkanlığın değil, başka hastalık ve durumların da ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Tanrıdağ, “Çeşit çeşit unutkanlık vardır. Unutkanlığın ortaya çıktığı yaş önemli. Unutkanlık yakın zamanda olan şeyleri beyin hatırlamadığı zaman tehlikeli oluyor. Alzheimer ve demans sadece unutkanlıkla olmuyor. Kıskançlık oluyor, şüphecilik oluyor. Alzheimer’da sadece unutkanlık oluyor diye bir kural yok. En sık rastlanılan depresyon. Doktorlar Alzheimer başlangıcıyla depresyon başlangıcını sık sık karıştırıyorlar. Bu da gittiğiniz doktora göre değişiyor. Unutkanlık nedeniyle psikiyatristte gittiğiniz zaman depresyon tedavisine başlıyor” şeklinde konuştu.

Diyabet unutkanlığı tetikliyor
Şeker hastalığının Alzheimer’da bir risk faktörü olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Diyabet unutkanlığı artırır. Diyabet hastalarının mutlaka unutkanlık testlerine girmeleri gerekir. Beyin hastanesinde şöyle bir inceleme yapıyoruz: Beyin Check-up’ı. Beyninizin MR’ını çektiriyorsunuz. Sonra unutkanlık testine giriyorsunuz. Sonra da beyninizin elektrosunu çektiriyorsunuz. Üçü de aynı şeyi gösteriyorsa tehlikeli demektir” ifadelerini kullandı.

Alzheimer hastalık demans ise sonuçtur
“Demans” kelimesinin bir hastalık adı olmadığını, birçok hastalığın yol açtığı ortak bir sonuç olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tanrıdağ, şunları söyledi:

“Alzheimer bir hastalık, demans ise bir sonuçtur. Her Alzheimer bir demanstır ama her demans bir Alzheimer değildir. Demansın üç ana özelliği vardır: Unutkanlık, dikkat azlığı, konuşmada sorunlar ve beyin yeteneklerinde azalma. İkincisi davranışlarda bozukluk veya anormallik. Üçüncüsü de gündelik hayatta sürdürdüğümüz alışkanlıkların bozulması. Bir insanda 50 yaşından sonra yavaş yavaş bu belirtiler başlayıp yavaş seyirle ilerliyorsa büyük ihtimal demans olabilir. Demansa yol açan hastalıklar var. En çok yol açan ise Alzheimer. Alzheimer hastalığının genlerle ilgisi var.”

Yakın dönemde yaşanılanları unutuyorsanız dikkat
Normal unutkanlığın herkeste görülen bir durum olmasına rağmen demansta en önemli özelliğin yakın dönemde olmuş olayları beynin kayıt etmemesi, hiç yaşanmamış gibi davranılması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tanrıdağ, “Eğer yarım saat önce gerçekleşmiş bir olayı unutuyor yaşanmamış gibi davranıyorsanız hiç beklemeden doktora gitmek gerekir. Demansı engelleyecek bir eğitim ya da önlem yok. Hastalığın ortaya çıkmasını hızlandıran etkenler var. Şeker hastalığı, tansiyon, kolestrol hastalığı hızlandırıyor. Kafa travması geçirenler de risk altında olabiliyor” dedi.

Aç tedavisinde düzenli kullanım önemli
Alzheimer ve demans tedavisinde kullanılan ilaçların mutlaka doktorun tavsiye ettiği şekilde kullanılmasının önemini vurgulayan Prof. Dr. Tanrıdağ, “İlaçlara karşı çıkmak son derece saçma. İlaçların hiçbir zararı yok, ilaçlara karşı çıkmak hastayı tedavisiz bırakmak anlamına geliyor. Yeryüzünde Alzheimer için 4-5 ilaç var. Mevcut ilaçlardan hastaya muhakkak uygun dozda verilmesi gerekir. Bu ilaçlar 24 sene önce çıktı ve bu ilaçların kullanılması gerekiyor. Takip ettiğim hastalarda bu ilaçların kullanılmasıyla hastalığın ilerleme hızı yavaşlayabiliyor. Hastalığın ortadan kalkması veya tamamen tedavi edilmesi söz konusu değil. Bu yüzden ilaçların verilmesi daha da önem kazanıyor. 6 aylık süreçlerde yaptığımız kontrollerde, yaptığımız testlerde ilaç kullanan ve kullanmayan hastalar arasında önemli farklar ortaya çıkıyor. İlaç tedavisi yarım bırakılmamalıdır” şeklinde tavsiyeler verdi.

Uyku problemi çekenler yatmadan kesinlikle bunları yiyin

Uyku problemiçekenler bilir, bu durum oldukça sıkıntı yaratarak günlük hayatı bile etkileyecek konuma gelir. Uykusuz kalmak aynı zamanda aşırı kilodan, yüksek tansiyona birçok sağlık problemi ile alakalıdır. Siz de uyku problemi çekiyorsanız, uyumanıza yardımcı olacak besinler şu şekilde;

Muz
Potasyum içeriği yüksek olan muz, huzursuz bacakları sakinleştirir ve gece kramplarını azaltır. Ayrıca içindeki magnezyum kasları ve sinirleri sakinleştirerek, dolaşım ve sindirim sisteminin sağlığını destekler. Muzu tek başına yiyebilir veya sütle karıştırarak muzlu süt yapabilirsiniz.

Somon
İyi bir gece uykusunun planlanması akşam yemeğinde başlayabilir. Somon iyi bir ana yemektir çünkü omega-3 yağ asitlerini içerir. Omega-3 stres hormonlarını azaltır ve huzurlu dinlenmeyi sağlar. Somonu sevmiyorsanız omega-3 içeren diğer balıklar da etkili olur. B6 vitamini içeriği ise uyku getiren melatonin hormonunun üretimi için gereklidir.

Kıvırcık Lahana (Kale)
Bu krusifer sebze uyumaya yardımcı gıdalardandır. İçeriğindeki bol potasyum ve kalsiyum uyku getirici özelliğe sahiplerdir. Eğer yatmadan önce tüketmek istemezseniz akşam yemeğinde salatanıza katabilirsiniz.

İyi bir gece uykusunu planlamak için günün hiçbir vakti erken değildir. Eğer kale sevdiğiniz bir sebze değilse ıspanak gibi potasyum içeriği yüksek bir diğer koyu yeşil yapraklı sebzeyi tercih edebilirsiniz.

Tatlı Patates
Tatlı patates iyi bir potasyum kaynağıdır. Potasyum kasları ve sinirleri rahatlatırken, dolaşımı ve sindirimi iyileştirir. Fırınlamak daha sağlıklı bir opsiyon olsa da evde kızartarak da tüketebilirsiniz. Aynı zamanda tatlı patates iyi bir karbonhidrat kaynağıdır.

Badem
Bademin içindeki magnezyum daha iyi bir uyku çekmenize yardımcı olabilir. Aynı zamanda protein bulundurduğu için uyurken kan şekeri seviyeleriniz sabit kalır.

Yatmadan önce bir avuç badem yemeniz önerilir. Ya da badem ezmesini kızarmış tam tahıllı bir ekmeğin üzerine sürerek tüketebilirsiniz.

Nohut
Nohut iyi bir B6 vitamini kaynağıdır. Vücut bu vitamini serotonin üretmek için kullanır. Serotonin daha iyi hissetmeyi ve stresin azaltılmasını sağlar. Bu vitamin ayrıca ana uyku hormonu olan melatonin sentezinde kullanılır.

Akşam yemeğinde nohut yemek gece daha iyi bir uykuya yardımcı olur. Salataya da katılabilen nohutların gaz yapabileceği ve bu sebeple uykuda rahatsız edebileceği akılda bulundurulmalıdır.

Yumurta
Yumurta bolca protein içerir ve bu sayede gece kan şekeri seviyelerini sabit tuttuğundan uyumaya yardımcı gıdalardandır. Bir veya iki yumurtayı, kızarmış tam tahıllı ekmek gibi bir karbonhidrat kaynağıyla beraber tüketebilirsiniz.

Karbonhidrat eklemek proteindeki triptofanın vücut tarafından daha iyi kullanılmasına destek olur.

Süt
Sütün uykuya yardımcı olduğu iddiası halen tartışılmaktadır. Bazı uzmanlar kalsiyumun gücünü ve melatonin üretimindeki doğrudan rolünü destekler.
Eğer soya sütünü inek sütüne tercih ediyorsanız bu daha iyi bile olabilir. Soya ürünleri menopoz dönemindeki kadınlarda uykusuzluk probleminin tedavisi için yardımcı olmaktadır.

Bazı uzmanlar uykuya yardımcı olması için inek sütünün ancak 4-5 litresinin etkili olacağını, soya sütünün bu konuda çok daha başarılı olduğunu iddia etmektedir.

KAYNAKHEMEN SAĞLIK

Diyabet göz sağlığını tehdit ediyor

“Diyabetik retinopati” nin şeker hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı görme kaybına sebep olan bir hastalık olduğu belirtildi.

Op. Dr. Nail Sönmez, ”Diyabete bağlı olarak uzun süre kan şekerinin yüksek seyretmesi durumunda göz damarları etkilenir ve retinanın beslenmesi bozulur. Retinada yeni damar oluşumları meydana gelirken oluşan damarlardan dışarıya sıvı sızar. Damarlardaki sıvı sızması sonucunda da retinada sıvı birikir ve ödem oluşmasına sebep olur. Bu durum sonucunda kişi görme yetisini kaybedebilir.” ifadelerini kullandı.

Hastalığın meydana gelmesinde şeker hastalığının süresine dikkati çeken Sönmez, ”Özellikle diyabet tanısından itibaren 10 yıllık süreden sonra ve insüline bağlı genç diyabetlilerde ergenlik çağından sonra retinopati görülme sıklığı artar. Ayrıca sigara ve fazla miktarda alkol tüketimi de diyabetik retinopatinin ilerlemesini hızlandırır.” değerlendirmesinde bulundu.

Sönmez, “diyabetik retinopati” nin şeker hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan ve tedavi edilmediği takdirde de kalıcı görme kaybına sebep olan bir hastalık olduğunu belirtti.

“Düzenli göz muayenesi ile oluşabilecek bir çok problemin önüne geçilebilir”

Sönmez, iki evreye ayrılan diyabetik retinopatinin ilk evresinde sessiz ilerlediğini ve herhangi bir belirti olmadığını belirterek, özellikle diyabet hastalarının belirti beklemeden düzenli göz muayenesi yaptırması gerektiğini dile getirdi. Birinci evrede belirti göstermeden ilerleyen retinopatinin ikinci evrede ilerleyerek retinada ödem, görüşte lekeler, göz önünde uçuşmalar oluşması ve görmede ani kayıplar ile kendini gösterdiğini anlatan Sönmez, önlem alınmaması durumunda hastalığın ani görme kayıplarına sebep olduğunu vurguladı.

Diyabet hastalarının rutin bir şekilde düzenli olarak göz muayenesi yaptırmasıyla hastalığın erken teşhisinde tedavi edilerek görme kaybından korunulabileceğini kaydeden Sönmez, düzenli göz muayenesi ile oluşabilecek bir çok problemin önüne geçilebileceğini belirtti.

Diyabet hastalığı devam ettiği sürece ve önlem alınmayıp tedavi ertelendikçe diyabetik retinopatinin gelişme riskinin de artacağını dile getiren Sönmez, şunları kaydetti:

”Diyabetik retinopati geliştiğinde kalıcı hasarlar bırakır, tedavi için geç kalındığında görme kayıplarına sebep olur. Bu yüzden erken teşhis tedavinin başarısını büyük ölçüde etkiler. Bununla birlikte hastalığın tedavisinde kan şekerinin kontrolü en önemli faktördür. Diyabetik retinopati tedavisinde en yaygın kullanılan tedavi yöntemi lazerdir. Retinada şiddetli kanama meydana geldiğinde lazer tedavisi mümkün olmadığından vitreo-cerrahi gerekir. Neovasküler glokomun (göz tansiyonu) geliştiği olgularda ise vitreo- retinal cerrahi ile birlikte tüp implantasyonları ve krio uygulamaları gerekebilir. ”

Sönmez, düzenli göz muayenesinin, sağlıklı, dengeli beslenme ve öğün atlamamanın, yaş ve sağlık durumunuza uygun egzersizler yapmanın, bol su tüketmenin ve ilaçları düzenli kullanmanın diyabetli hastaların yapması gerekenler arasında olduğunu ifade etti.

KAYNAKAA

Böbrek ağrısına ne iyi gelir

Kaburgalarımızın alt bölgesinde yer alan karın duvarlarının olduğu yerden başlayan ve bazen kasıklara doğru yayılan ağrılara böbrek ağrısı denir. Peki böbrek ağrısı nasıl geçer?

Böbrek ağrıları nadir olmakla beraber bazen başladığı bölümden karın ortalarına doğru bir ilerleyiş gösterebilmektedir. Beklenmeyen bir anda aniden başlayan ağrılar, daha sonradan sızlama şeklinde devam eder. Böbrek ağrıları temelde nefrit ve böbrek üstü bezi hormonları olarak ikiye ayrılır;

Nefrit; en net biçimiyle böbreklerin iltihaplanması durumudur. Böbreklerin iltihaplanmasıda genel olarak iki şekilde görülür. Akut iltihaplanmalar, yoğun baş ağrısı, bel ağrısı, titremeler, ani kusmalar gibi belirtilerle kendisini gösterebilir. Halsizlik durumu ve kişinin kendisini iştahsız hissetmesinden dolayı idrarında da bir miktar azalma meydana gelir. Akut nefrit, bazı bulaşıcı özellikle, kızamık, grip, tifo, kabakulak, sinüzit rahatsızlıklardan sonra kendisini gösterebilir. Bu rahatsızlıkların ilerleyişi esnasında vücuda bulaşan virüslerin toksinlerini ıtrah etme esnasında böbreklerde bozulma meydana gelebilir. Bunların yanı sıra, arsenik, cıva ve kurşun gibi zehirli maddeler de böbreklerin iltihaplanmasına ve nefrit durumunun ortaya çıkmasına sebep olabilir. Nefrit rahatsızlığını hazırlayıcı nedenlerin başında genelde herkesin çok fazla önemsemediği üşütmenin de payı büyüktür. Nefrit rahatsızlığının tedavisi için böbreği kendi halinde rahatlamaya bırakmak ve vücuttaki kanı dezenfekte edecek bazı tedaviler uygulamak gerekmektedir. Nefrit rahatsızlığına yakalanmış kişilerin, tuzsuz, yağsız, etsiz ve şekerli bir diyet uygulaması da zorunludur.

Böbrek üstü bezi tarafından salgılanan maddeler; mineralkortikoid, aldostreron, glükortikoid ve cinsiyet hormonları başta olmak üzere birçok çeşidi bulunmaktadır. Mineralkortikoid hormonları vücudumuzdaki su ve tuz metabolizmasının, glükokortikoid hormonlar ise karbonhidrat metabozlizmasının düzenlenmesinde önemli role sahiptirler. Kortizon böbrek üstü bezleri tarafından vücuda salgılanan ve yapıca oldukça karmaşık kabul edilen bir madde de kortikoiddir. Kortikoid maddesinden, romatizma yüzünden meydana çıkan ateş, romatoid artrit ve poliartrit gibi durumlarda tedavi amacıyla yararlanılmaktadır. Fakat bu ilaçların tedavi edici özellikleri çok kuvvetli değildir. Yalnızca kişinin o sırada çektiği ağrıları dindirmeyi sağlar. Günümüzde kortizon tedavisinden daha çok etkili ve yan etkileri kortizon tedavisine göre bir hayli azaltılmış yeni tedavi yöntemleri bulunmuştur. Prednison ve prednisolon hormonları içeren ilaçlar vücudun sutuz dengisini korumaktadır. Kortizon ise sindirim yoluyla çok hızlı emildiği için vücutta hidrokortizon haline gelerek dengeyi bozmaktadır.

İlgili: Migrenin Tedavisi Nasıl Yapılmalıdır?

Andrenokortikotropin veya kısaca ACTH adı verilen hormon ise böbrek üstü bezine uyarıcı etki oluşturarak hidrokortizon hormonunun salgılanmasına neden olur. Böbrek üstü bezleri ile hipofiz bezleri bu olayda birlikte rol alırlar. Kan içerisinde kortizon miktarı yükselirse hipofiz bezine baskı uygulayarak ACTH salgılanmasına ara verir. Bununla birlikte kortizon salgısında da azalma oluşur.

Böbrek ağrısı nedenleri

Hastaların yoğun olarak böbrek ağrısı çekmesinin nedenleri;
– Böbrek içerisinde kum olmasından,
– Böbrek içerisinde taş olmasından,
– Nefrit rahatsızlığından (böbrek iltihaplanması),
– İdrar yollarının iltihaplanmasından dolayı olmaktadır.

Böbrek ağrısına ne iyi gelir

Böbreklerde ağrı Böbreklerinde ağrı hisseden kişiler mutlaka bol su tüketmelidirler. Bunun yanında soğuk havalarda üşütmeyi engellemek için özellikle ayaklarını sıcak tutmaya özen göstermelidirler. Gerçek limondan hazırlanmış olan taze limonata böbreklerde mevcut ağrı varsa onu dindirir ve böbreklerde taş oluşumunu minumum seviyeye getirir. Böbrekleriniz ağrıdığı veya sızladığı zaman üzerine sıcak su torbaları yardımıyla pres yapma (bastırma) yöntemi de oldukça yararlıdır.

Migren Ağrısı

Migren Ağrısı Nasıl Olur?

Migren deyince akla baş ağrısı gelir. Bu ağrı çok şiddetlidir.  Hayatı sürdürmeniz çok güçleşir. Migren ağrısı çalışmayı, dinlenmeyi, eğlenmeyi, çalışmayı engelleyecek düzeyde şiddetli bir ağrıdır. Genellikle tek taraflı şakak, göz, baş yarısında olmakla birlikte tüm başta, alında, ensede, tepede olabilir.
Baş ağrısıdır ama tarif etmek zordur. Zonklayıcı, oyucu, saplanıcı, sıkıştırıcı, batıcı, patlayıcı, yanıcı benzeri  tanımlamalar sıklıkla kullanılır.
Migren ağrısı sırasında kişi başını koparıp atmak isteyebilir. Başını duvarlara vurabilir. Başını yumruklayabilir. Sıkıca bağlayıp ya da bastırıp ağrıyı bir nebze azaltmaya çalışabilir.

Migren Atağı Sırasında Ne Yapılmalıdır?

Migren atağı başlangıcında alınan bazı ağrı kesiciler, migren özgü içeriği damar büzücü olan atağı durdurucu ilaçlar etkili olabilir. Mümkün olduğu kadarıyla ağrının başlayacağı hissedilir hissedilmez alınmalıdır. Ağrı zirve yaptığında morfin bile yapılsa fayda etmez. Migren ağrısının en zirve yaptığı dönemde damarlar genişlemiştir, dokuda ödem olmuştur. Ortalık savaş alanına dönmüştür.
Masaj, soğuk uygulama, başı sıkma gibi yöntemler de kısmi etkili olabilir. Annelerimiz başlarını tülbentle sıkarlardı. Şimdi soğuk migren bantları satılıyor.
Patates, karanfil, karabiber bağlayanlar var. cildi tahriş ettiği unutulmamalıdır. Alında ciltte yaralar oluşturuyor. Nane yağı veya naneli bazı cilde sürülen kremlerin kısmi etkisi olabilir.
Atak başladıktan sonra çok yapacak bir şey olmuyor. Mümkün olduğu kadarıyla uyaranın (ışık, ses, koku) az olduğu bir odaya çekilip atağı geçirmeye çalışmak gerekiyor.

Migrenin Tedavisi Nasıl Yapılmalıdır?

En önemlisi migrene bakışı değiştirmek gereklidir. Bu değişim hem hekimler hem hastalar açısından çok önemlidir. Hekimler migrenin bio-elektriksel bir hastalık olduğunu ve ilaçla tedavi edilemeyeceğini kabul etmeli ve ilaç bulma çabalarından vazgeçmelidir.  Hastalar ise migrenin tedavisinin olduğunu kabul etmeli. Bu konuda arayış ve çaba içinde olmalıdır.
Migren bio-elektriksel bir olaydır. Tedavi edilebilir bir hastalıktır. Akupunktur, nöral terapi, gibi ilaç dışı tıp yöntemleriyle migrende iyi sonuçlar alınabilinmektedir. Migren tedavisinde Gökmen Yaklaşımı doğrudan nedene yönelik yaklaşımı ile çok başarılı olabilmektedir.

Kireçlenmeye ne iyi gelir

Eklemlerde bulunan kıkırdakların zamanla aşınması sonucu oluşan kireçlenme en yaygın rahatsızlıklardan biridir. Peki kireçlenmeye ne iyi gelir?

Sık kullanılan diz, bilek ve parmak eklemlerinde daha çok görülmekle birlikte eklem bulunan her noktada kireçlenme meydana gelebilir. Kıkırdağın tahrip olmasının fazla kilo, eklem bölgesini etkileyen yaralanmalar, kas zayıflığı, romatizmalı hastalıklar gibi pek çok farklı nedeni olabilir. Ancak herhangi bir diğer nedene bağlı olmaksızın, sadece eklemlerin sık kullanılmasından dolayı da yaş ilerledikçe kireçlenme oluşabilir. Bu nedenle 65 yaş üstü yetişkinlerde oldukça yaygındır. Yakın aile bireylerinizde kireçlenme varsa sizin de kireçlenme sorunu yaşama olasılığınız yükselir çünkü kalıtımsal olarak nesilden nesile aktarılan bir problemdir.

Omuzdaki kireçlenmeye ne iyi gelir

Kıkırdak dokusunun azalması veya bazı durumlarda tamamen kaybedilmesinin yarattığı başlıca sıkıntı o eklemin hareket ettirilmesinin zorlaşması ve hareket sırasında veya uzun süre hareketsiz kaldığında ağrı yapmasıdır. Örneğin diz ekleminde kireçlenme varsa eklemde sertlik ve şişme görülebilir. Bacağı tamamen açmak, eğilmek, merdiven çıkmak zorlaşabilir ve bu gibi hareketler esnasında ağrı oluşabilir. Diz uzun süre hareketsiz kaldığında ağrı yaşanabilir. Kireçlenme ilerledikçe ve kıkırdak dokusu azaldıkça yürümek zorlaşabilir. Diz hareket ettirildiğinde “çıtırtı” hissi yaşanabilir ve kıkırdak dokusunun azlığından dolayı ses gelebilir.

İlgili:Kilo Verirken Dizlere Dikkat Edelim

Sonuç olarak eklemlerimizi tam kapasiteyle kullanabilmek için kıkırdak dokusuna ihtiyacımız var. Bu dokuyu korumak için erken yaşlardan itibaren önlem almamız, egzersiz yapmamız, ideal kilomuzda olmamız gerekiyor. Ancak tüm bunlara dikkat etmenize rağmen yaralanma, kalıtımsal, kıkırdağın aşırı kullanımı veya diğer bir nedenden ötürü kireçlenme sorunu yaşıyorsanız evde uygulayabileceğiniz bazı yöntemlerle kireçlenmenin neden olduğu ağrıları hafifletebilir ve kireçlenmenin ilerleyişini yavaşlatabilirsiniz.

Kireçlenmeye Karşı Yapılabilecekler

Kireçlenmenin kesin bir tedavisi bulunmuyor. Günümüzde uygulanan tedavi yöntemleri ağrı, şişlik gibi kireçlenmenin yol açtığı ve günlük hayatı etkileyen problemlerin hafifletilmesine yönelik. Yani ağrı için ağrı kesici, kireçlenmenin bulunduğu ekleme binen yükü hafifletmek için bazı aparatlar veya eklem koruyucu besin takviyeleri kullanılıyor. Çok ilerlemiş kireçlenme içinse sorunlu ekleme cerrahi müdahaleyle yapay kıkırdak yerleştiriliyor ancak her hasta bu operasyon için uygun olmayabiliyor. Aşağıda doktorunuzun önerilerine ek olarak uygulayabileceğiniz kireçlenmenin yol açtığı ağrıları hafifletmek, eklemin hareket kapasitesini korumak için kullanabileceğiniz bazı öneriler yer alıyor. Bu öneriler herkes için aynı etkiyi göstermeyebilir ancak deneme yanılma yöntemiyle sizin için en uygun olanı bulabilirsiniz.

İdeal Kilo: Kilo vermek özellikle vücut ağrılığının büyük bir kısmını taşıyan diz eklemlerinde görülen kireçlenme için son derece önemli. Diz eklemine fazla kilolar nedeniyle basınç arttıkça hem kireçlenme daha hızlı ilerliyor hem de kireçlenmenin neden olduğu ağrılar artıyor. Kilo verdikçe kireçlenmenin neden olduğu sorunların hafiflediğini göreceksiniz.

Egzersiz: Kireçlenme nedeniyle eklem ağrısı çekerken egzersiz yapma fikri pek hoş gelmeyebilir ancak eklemi korumanın ve kireçlenmenin ilerleyişini yavaşlatmanın en etkili yollarından biri daha fazla hareket etmektir. Düzenli egzersiz kas ve kemiklerinizin güçlü kalmasına, eklemlerinizin daha esnek olmasına yardımcı olur. Yürüme, yüzme gibi çok fazla efor gerektirmeyen hafif egzersizlerle başlayabilirsiniz. Egzersiz sadece kireçlenme nedeniyle ağrının çok şiddetlendiği durumlarda önerilmiyor.

Soğuk ve Sıcak Kompres: Kireçlenme ağrısının şiddetlendiği anlarda ağrıyan eklem üzerine sıcak veya soğuk kompres uygulayarak ağrıyı hafifletebilirsiniz. Sıcak kompres kan dolaşımını artırarak kasları rahatlatır soğuk kompres ise sinirleri uyuşturur ve şişliği alır.

Omega 3: Bazı besin takviyeleri kireçlenme belirtilerinin kontrol altında tutulması için önerilmektedir. Örneğin iltihabı azaltıcı özelliği bulunan omega 3 yağ asitlerinin kireçlenmeye bağlı ağrıları hafifletici özelliği vardır. Omega 3 bakımından zengin balık, ceviz, keten tohumu ve zeytinyağını daha fazla tüketerek ağrılarınızı bir miktar azaltabilirsiniz. Ne kadar omega 3 almanız gerektiği ve kireçlenme için önerilen diğer besin takviyeleri hakkında doktorunuzdan detaylı bilgiler alabilirsiniz.

İlgili:Diz Rahatsızlıkları Ve Nedenleri..!

İltihap Önleyici Gıdalar: Yapılan araştırmalar bazı gıdaların iltihabı azalttığını veya önlediğini ortaya koymaktadır. İltihabı azaltan ve kireçlenmeye iyi gelen gıdalar arasında turp, hardal, sarımsak, soğan, tere, maydanoz, kereviz, limon ve kuşburnu çayını sayabiliriz.

Okaliptüs Yağı: Egzama tedavisinde kullanılan tannik asit bakımından zengin olan okaliptüs yağı kireçlenme ağrısına iyi gelir. Okaliptüs yağıyla ağrıyan ekleme masaj yaptıktan sonra sıcak kompres uygulayarak yağın daha çabuk etki göstermesini sağlayabilirsiniz.

Glukozamin: Son yıllarda yapılan araştırmalarda kabuklu deniz hayvanlarından elde edilen ve bir amino-şeker olan glukozamin adlı maddenin kıkırdağı koruduğu ve kireçlenmeye iyi geldiği yönünde sonuçlar elde edilmiş. Glukozamin içeren besin takviyelerini sağlık ürünleri satan mağazalarda bulabilirsiniz ancak dozaj hastaya göre ayarlandığı için ne kadar kullanmanız gerektiği konusunda doktorunuza danışmalısınız.

Zencefil: İltihabı önleyen ve ağrıyı hafifleten zencefili kireçlenmeye bağlı ağrıların arttığı dönemlerde çay olarak günde 2-3 kez içebilirsiniz. Zencefil hareket kabiliyeti azalan eklemi rahatlatarak daha kolay ve ağrısız hareket ettirebilmenize yardımcı olacaktır.

İlgili : Bağışıklık Sistemini Kuvvetlendirmenin Yolları

Zerdeçal: Zerdeçal ve zerdeçal içeren besin takviyeleri ağrı ve şişliğin azaltılmasına yardımcı olarak önerilmekte. Bu konuda dizinde kireçlenme bulunan 100 hastanın katılımıyla yapılan çalışmada düzenli olarak zerdeçal özü takviyesi kullananların yürürken ve merdiven çıkarken yaşadıkları kireçlenmeye bağlı ağrıların azaldığı tespit edilmiş.

Yeşil Çay: Kireçlenmenin başlangıç aşamalarında düzenli olarak yeşil çay içerek kıkırdak dokusu kaybını yavaşlatabilirsiniz. Yeşil çayda bulunan bazı bileşenler kıkırdak dokusunda tahribata yol açan kimyasalların ve enzimlerin üretimini baskılayarak koruma sağlıyor.

Ağız Kokusu Nasıl Giderilir?

Yemek yedikten sonra ya da günlük hayatımıza, özellikle de sigara kullanıyorsanız; ağzınızda garip bir koku olacaktır. Bu çoğu zaman için sizi rahatsız eder ve maalesef bazen çevrenizdekilerde bu durumdan rahatsız olabilirler. Ama en önce kendiniz bunu gidermek için bir şeyler yapmalısınız, ağız kokusu nasıl giderilir sorusunun cevabını yanıtlıyoruz.

Gerek genel sağlık olsun gerek ise de diş sağlığı için olsun bol su tüketmeliyiz. Bunun yanı sıra ne kadar dişlerimizi fırçalıyor olsak bile; maalesef yeterli olmuyor gargara yapmayı da unutmamak gerekiyor. Son olarak diş ipi en güzel yöntemlerden birisidir ve uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Mutlaka bunlar yapılmalıdır, sonuçlarını kısa sürede alırsınız.

Dolgun Dudaklara Sahip Olmak İçin 2 Yöntem

Dudaklar söz konusu olduğunda; tüm kadınlar yumuşak, dolgun ve pürüzsüz bir görünümde hemfikirler.

Bu görünüme ulaşmak için izlenebilecek yollar ise ev yapımı peeling’lerden dudak dolgunlaştırıcı aparatlara hayli çeşitli. İşte, estetik ve kozmetik dünyasından iddialı seçenekler.2-permalip

1. Estetik Destek

Dudak dolguları, daha belirgin dudaklara kavuşmak için izlenebilecek yollardan biri. Permalip ise dudaklarının ve ağzının doğal şekli bozulmadan dolgunluk elde etmek isteyenler için geliştirilmiş yeni nesil bir dudak dolgusu. Kalıcılığının yanı sıra istenildiğinde çıkarılma özelliği ile diğer yöntemlerden ayrışıyor. İhtiyaca göre farklı boy ve dolgunlukta seçenekleri olan Permalip, günlük hayatı etkilemeden kolayca uygulanan silikon bazlı bir dudak implantı olarak adından bahsettiriyor.

3-plump-gloss_primary_open

2. Kozmetik Destek

Özel formülasyonlu dudak bazı, balm, ruj ve scrub’lar, kolay yoldan daha dolgun görünen dudaklar vaat ediyor. Ruj öncesi sürülen dolgunlaştırıcı dudak bazları, pürüzsüz bir renk uygulaması için ideal tuvali oluşturuyorlar. Gloss, balm ve lipstick formundaki renkli ve renksiz rujlar da dudakları anında dolgunlaştırıp, bu etkiyi uzun süre koruyorlar. Bitkisel yağlar, şeker, tarçın, vanilya gibi içeriklere sahip scrub’lar ise haftada iki kez uygulandıklarında daha yumuşak, pürüzsüz ve dolgun bir görünüm sunuyorlar.

Bağışıklık Sistemini Kuvvetlendirmenin Yolları

Mevsim geçişlerinde havanın değişimine uyum sağlamaya çalışan vücudun direncinde düşüklük olması gayet normal. Ancak hayat aynı tempoyla devam ediyor.

Dolayısıyla hastalıklara da kapılarını açıyor. Bu nedenle bağışıklık sistemini güçlendirmek ve kışa sağlam bir giriş yapmak önem kazanıyor. Ama nasıl?

Mevsime uygun beslenin

Mevsiminde tüketilen sebze ve meyveler bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir rol oynuyor. Sebzelerden kabak, ıspanak, karnabahar, balkabağı, kereviz, pırasa, yer elması; meyvelerden mandalina, nar, elma, armut, kivi sıklıkla tüketmeniz gereken besinlerden.

Kendi yemeğinizi hazırlayın

Sürekli dışarıda sunulan hazır gıdalarla besleniyorsanız bağışıklık sisteminizin kuvvetlenmesi biraz zaman alabilir. Bunun yerine kendi yemeğinizi yanınızda bulundurmayı deneyin. Cam saklama kapları içinde kendi hazırladığınız yiyecekleri sağlıklı bir şekilde taşıyabilir, ofisteki diğer arkadaşlarınıza da bu konuda ilham verebilirsiniz.

Haftada 2 gün balık

haftada-2-gun-balik

Balık, içeriğindeki yağ asitleri bakımından haftada en az iki kez tüketilmesi gereken bir besin. Tabii meyve ve sebzelerde olduğu gibi mevsiminde olmak şartıyla!

Su tüketimini arttırın

Suyun vücudunuz için önemini tartışmaya gerek yok. Uzmanlar günde minimum iki litre su tüketmeyi her fırsatta dile getiriyor. Vücuttaki zararlı atıkların boşaltılmasının en kolay yolu su içmek. Su içmeyi unutuyor ve yeterli su tüketmiyorsanız önerimiz yanınızda su taşımanız.

Öğünleri arttırın

ogunleri-artirin

Mevsim geçişlerinde vücut direncinin düşmesini önlemek için bol enerji almanız gerekiyor. Günün başlangıç öğünü kahvaltıyı atlamamak ve öğün aralarında çok aç kalmamak, bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için önemli bir adım. Öğün aralarında ceviz, badem gibi enerji deposu yemişler ve mevsim meyveleri tüketerek zinde kalabilirsiniz.

Harekete devam

Hava soğudu diye eve kapanmak yok! Dışarı çıkıp egzersiz yaparak mevsim geçişlerini en az hasarla atlatabilirsiniz. Hem fiziksel hem de zihinsel sağlığınız için günde 40 dakika tempolu yürüyüşyapabilirsiniz.

Uyku düzenine dikkat

uyku-duzenine-dikkat

Uzun süre uykusuz kaldığınızda oluşan bitkinlik hissi size bir şeyler ifade ediyor olmalı. Uyku, bağışık sistemi üzerinde en az yemek kadar etkili. Bu nedenle uyku sürenize dikkat edin. Yetişkinlerde günde 7-8 saatlik deliksiz bir gece uykusu, zinde ve güçlü bir bağışıklık sistemi için gerekli.

Bitkisel çaylar

Ev yapımı meyve ve bitki çayları vücudunuzun direncini artırmada son derece etkili. Zencefil, portakal kabuğu, ıhlamur, adaçayı… Bitki çaylarını hastalanınca değil, hastalanmadan tüketmek daha da faydalı!

Evinizi havalandırın

evinizi-havalandirin

Klima ya da kaloriferle kuruyan hava, hastalıkları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle hava ne kadar soğuk olursa olsun evinizi havalandırıp her gün temiz hava ile doldurmanız gerekiyor. Bu konuda havayı temizleyip nemlendiren cihazların da faydasını görebilirsiniz.

Kişisel hijyene önem verin

Kış aylarında yapılan hatalardan biri de daha seyrek duş almak. Oysa kişisel hijyeni sağlamak, bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili. Ancak duş aldıktan sonra saçları iyice kurutmaya ve dışarı çıkarken de sıkıca giyinip korunmaya dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca dışarıda hastalık bulaşma ihtimaline karşın da elleri sık sık yıkamak kışın daha da önem kazanıyor.