Tarihin Unutamadığı Katliam Srebrenitsa

Srebrenitsa Katliamı

Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)’nda Sırp Cumhuriyeti Ordusu’nun Srebrenitsa’ya karşı giriştiği Krivaya ’95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995’te yaşanan ve en az 8.372 Boşnak’ın Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.

Bosna Sırp ordusunun dışında katliama “Akrepler” olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa’yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir.

Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa’daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Katliamda tam 8 bin 372 erkek öldürüldü. Ve çok sayıda kadın ile çocuk..

Katliam sonrası şehre inen çok sayıda hayvan, katliamda ölen vatandaşların cesetlerini parçalayarak yollara dağıttı.Katliamda hayatını kaybeden 8 bin 372 kişiden sadece 7 bini bulundu. Bugüne kadar toprağa verilen kurbanların sayısı 6 bin 377.

Savaş dansı capoeıra

Savaş dansı capoeıra

Savaş dansı capoeıra

Capoeira, 16. Yüzyılda Brezilya’da yaşayan Afrika asıllı kölelerin kendini savunmak amacıyla dans ile kamufle ederek ortaya çıkarttıkları savaş sanatıdır. Etnik müzik aletlerinden oluşan orkestrasının yaptığı müzik ile dans eder gibi görünmelerini sağlayan estetik hareketler içeren ilginç bir savunma sanatıdır Capoeira.

Günümüzde 48 ülkede resmi olarak yapılmaktadır. Her yıl her Capoeira akademisi Batizado denen kuşak törenleri düzenleyerek hem capoeiristaların bir üst seviyeye yükselmek için yaptıkları mücadeleleri sergilemekte hem de müthiş gösteriler sunmaktadırlar. Capoeira Angola, Regional ve Senzala olarak 3 genel türden oluşmaktadır. Angola’da kurnazlık ve çeviklik ile rakip alt edilmektedir.

Diğer tarzlara göre daha yavaş rtimlerle yere yakın oynanmaktadır. Regional’de dövüş teknikleri daaahhha ağır basmaktadır. Akrobasi içermez, müzik daha canlıdır. Bunların dışında berimbaudan çıkan temel 3 ritim vardır.

Banguela, iuna ve muidinho denen bu ritimler oyunun ritmini belirler. Banguela, regional stilinin oyunudur. Sert ataklardan ziyade iki capoeiristanın uyumu ile uygulanan tekniklerden oluşmaktadır. Amaç dövüşten ziyade strateji ve uyumdur. Bu yönüyle santranca benzetilir. İuna, sadece üst seviyede capoeiristaların oynayabildiği hızlı, tekniksel ve akrobatik oyuna verilen isimdir. Capoeira orkestrasına Bataria denmektedir.

En önemli müzik aleti Berimbau’dur. Diğer müzik aletleri ise Atabaque, Pandeiro ve Agogo’dur. Ayrıca Capoeira kılıçlarla yapılan maculele ve samba dansları ile iç içe geçmiş etnik bir dans stilidir.

Savaşın Ağıdı

Savaşın Ağıdı

Savaşın Ağıdı

Eskiden bugüne doğru medeniyetler ilerler düşüncesinden yola çıkan zihniyetler tam tersi eskiye dayalı düşüncelere doğru kayıyor.

Adı ise Savaşın Ağıdı….

Olan yine insanoğlu’na oluyor.Savaşlar gün geçtikte 2012 yılına daha çok acı verir hale geliyor.Kaybolan vijdanlar,duygular,merhametin yerini hırs,para,güç,toprak alıyor.Ağlayan analar,babalar,Yetim kalan çocuklar,öksüzlüğün adını alan isimlere oluyor. Herkes ne güzel anlatıyor merhameti bütün devletler ne güzel şiirsel anlatıyor barışı.Timsah göz yaşları alı veriyor sahte barışların merhametlerin yerini.Ölmesin kimse yetim kalmasın çocuklar,adı öksüz geçmesin isimlerin.Savaşın Ağıdı oluyor 2012’nin ismi Lübnan,Mısır,ortadoğu yanıyor.

Savaşın Ağıdı

Batılı devletler sinsi plan içinde ne koparsak diye düşünürken Savaşın çığlığında alıyor göz yaşı altında sinsice planlar.İnsalık medeniyete doğru değil ölümün sessiz soğuk gaddar tarafından bakı veriyor geleceğe umutlar kaybolmuş azalıyor her ilerleyen zaman kavramında.Susup kalı veriyor ölen her insanda.İnsanda güç para toprak hırsı olduğu sürece bu kan durmıcak…

Savaşın Ağıdı

Belki birgün insan yaşadıgı toprağın saygısına birgün bir insan canının kıymetine inanır.Kim bilir belki birgün Savaşın Ağıdı yerine Mutluluğun göz yaşı sevginin barışın umudun yeşermediği bir insanoğlu olu verir belki birgün yada Kayboluş….

Napoleon Osmanlı Hanedanın’dan Kime Talip Oldu?

Napoleon Osmanlı Hanedanın’dan Kime Talip Oldu?

Evet tarih severler  tarihin merak konusu olan osmanlı hanedanlarından Napoleon kime talip olmuştur.Yazımızda kısaca buna açıklık getiricez

Eski Fransız tarihçisi Jean Pierre Pelissier, Napoleon Bonaparte’nin 200. Yıldönümü nedeniyle yayınladığı kitabında Napoleon’un Osmanlı Hanedanı’na damat olmak için padişah 3. Selim’e başvurduğunu belirtmektedir.
Böylelikle Napoleon Bonapart Dışişleri Bakanı Prens Talleyrand aracılığı ile yeryüzünün en soylu hanedanlarından biri olarak adlandırdığı Osmanlı’dan 1. Abdülhamit’in kızı Nuhba Sultan’a talip olmuştur. Paris Elçisi Galip Bey’e yapılan bu teklifte, Napoleon’un Müslümanlığı kabul etmeye ve sünnet olmaya hazır olduğu belirtilmiştir. Ancak 3. Selim bu teklifi kabul etmemiştir. Umarım tarih meraklılarını azda olsa bilgilendirmişindir

İşte Suriye’deki kanlı tablo.Onlar sadece özgürlük istediler

İşte Suriye’deki kanlı tablo.Onlar sadece özgürlük istediler

 

Onların tek suçu esadın rejiminden kurtulmak ve özgürlüklerini ellerine almaktı.Bunun bedelinide çok ağır ödediler yada ödemeye devam ediyorlar.Esadın ordusu çoluk çocuk,kadın erkek,yaşlı demeden katliamlarına devam ediyor.

Peki bunlara kim dur dicek Sizlere şöyle bir cevab verim Bosna Hersek Katliamını herkes hatırlar.O kanlı katliam görüntülerini halen hafızamızdan silemeyenlerde olduğunu biliyor Dünya barış örgütü adı altında sahte nato birlikleri gitmiş ama sadece gitmekle kalmışlardı.Taki katliam iyice basın sayesinde ön yüze çıkana kadar ve sonra mecburi bosna hersek katliamına dur demişlerdi.

Korkarımki suriyede’de yaşananlar Bosna hersek‘e benzicek gibi biz webduzzi.com olarak bu katliamı sert bir dille eleştiriyor ve diğer blog sitelerinide bu isyana teşvik ediyorum Herkes bir yazı yazsa bu binlerce imza demektir lütfen suriyede katliamlara sessiz kalmayın sadece menfaat haberlerinizle blogunuzun hitini degil birazda vijdanen insanen düşünüp bu katliami sert bir dille milletçe yazılarımızla dile getirelim.

Bir yazı bazen bin silaha bedeldir sözünü hatırlatır.Diğer Blog site sahiplerine seslenir sizlerde bizler gibi bu katliama dur deyin ve yazın yazın yazın…

Sonuç her ne olursa olsun yazın yazın’ki unutanlar tekrar hatırlasın unutanlara hatırlatsın

youtube.com’da gezerken suriye katliamı adı altında bir videoya rast geldim izlerken hem ağladım hemde isyan ettim şimdi u videoyu siteme koyuyor  ve izlemenizi rija ediyorum. Türkiye Uyuma…!

İşte Suriyenin o Katliam Videosu

Dünya Tarihini Etkileyen Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Dünya Tarihini Etkileyen Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Dünya Tarihini Etkileyen Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Dünya Tarihini Etkileyen Gizli Örgütler ve Tarikatlar

Bu zamanın tarihi boyunca gizli‘ye yada bilinmeyene ilgi zamanımızda bile bütün insanların merakını ilgi kaynağı olmuştur.Hatta bu ilgi üç büyük dini’n inançlarına göre,dinleri insanları doğrulardan saptıran birer kurum olarak gören,Gnostik Toplumların oluşmasına yol açmıştır.Çoğu gizli örgütlerin ve masonların, bağımsız araştırmacıların iddalarına göre,Çok eskiden Pasifik Okyanusların’da bulunan Mu kıtasının insanları bizden daha çok gelişmiş olan dünyadaki ilk uygarlıktır.

Aslında Bir Doğa olayında bu kıta batmış ve Felaketten kurtulan Çin,Orta asya,Tibet,Hindistan ve Atlantise giderek.Bu uygarlıkların kökenini oluşturmuşlardır.

Biraz düşündüğümüzda kökleri milattan önce 3000 yılına dayanan Mayalar,sıfır rakamını biliyorlardı.Ayrıca matematik ve, astronomide çok ileri düzeyde bilgi sahibiydirler.Sümerlerin varlıkları,18 ve 19′cı  yüzyıllarda kanıtlanan Uranüs, Neptün ve Pluton gezegenlerin’den bizden daha çok önceleri haberleri vardı.İşin ilginç yanı Mısırlılar’da mayalar ve sümerler gibi astronomi ve matematikte çok ileriydiler.Keops Piramitinin yapımında mimarların kullandığı ‘Pİ’ sayısını ve ‘Altın Kesit’ oranını ilginçtirki kullanmışlardı.Daha bitmedi Ayrıca üç büyük piramitin Orion,Takım yıldızının kemerinde’ki üç yıldızlar,Alnilam, Alnitak ve Mintaka ile aynı konumda yapıldığı bilimce uzmanlar tarafından keşfedilmiştir.

Şöyle bir baktığımızda bütün bu buluntuların ışığında,ilginçtirki henüz keşfedilmemiş ama insanlık tarihini kökünden değiştiricek,çok eski uygarlıkları’n yeryüzünde çok eski bizim deyişimizle bir zamanlar var oldukları görünüyor.Masonluk gibi günümüzdeki gizli örgütler ise bu uygarlıkların varlığını,ve daha önemlisin onların,uygarlık seviylerinin sırlarını,ve doğanın sılarıda buna dahil olmak üzere bildiklerini iddaa ediyorlar.Bu şekilde Aydınlanmışlar’ sınıfına giren Masonlar ve buna benzer örgüt üyeleri,kendilerinin yöneticisi olduklarını ve bütün dünyadaki büyük devletleri yıkıp ve bütün insanoğlunu tek bir devlet ve tek bir din çatı altında birleştirmeyi ve böylelikle,Cahil insan sürülerini aydınlatmayı böylelikle hedefliyorlar..

Webduzzi.com bilinmediklere gidip bir araştırma yaptı ve bu araştırma sonucunda böyle bir yazıt ortaya çıktı umarım merak edenlere ön fikir olmuştur.Dünya Tarihini Etkileyen Gizli Örgütler ve Tarikatlar konusunda

Bu konuyla ilgili Sizlere Bir Video İzletmek istiyorum..

 

Dünyada En Güzel 10 Bina Arasından Biride Türkiyede

Dünyada En Güzel 10 Bina Arasında Türkiyede Var

Dünyanın En çok satan gezi rehberinden Lonely Planet en güzel 10 binayı seçti.En güzel bina arasından biride türkiyede bulunan muhteşem Ayasofya Camisi oldu.Haberi okuduğumda gerçekten’de çok gururlandım çünkü gururlanmıcak gibi degil Dünyanın en seçkin gezi rehberi dergisi Lonely Planet’in içinde bulunması gerçektende gurur verici.

Şimdi dünyanın en harika 10 binasına bakalım

1- Guggenheim Müzesi, İspanya

Guggenheim Müzesi, İspanya

2- Potala Sarayı, Tibet

3- İskenderiye Kütüphanesi, Mısır

İskenderiye Kütüphanesi, Mısır

4- Sagrada Familia, İspanya

 Sagrada Familia, İspanya

Sagrada Familia, İspanya

5- Tac Mahal, Hindistan

Tac Mahal, Hindistan

6- İmam Cami, İran

İmam Cami, İran

7- Crac des Chevaliers, Suriye

7- Crac des Chevaliers, Suriye

8- Oscar Niemeyer Müzesi, Brezilya

Oscar Niemeyer Müzesi, Brezilya

9- Kış Sarayı, Rusya

Kış Sarayı, Rusya

10- Ayasofya, Türkiye

Ayasofya, Türkiye

Hiçbir Yerde Bahsedilmeyen 11 Eylül Saklı Gerçeği

Hiçbir Yerde Bahsedilmeyen 11 Eylül Saklı Gerçeği

ABD ‘de olan 11 Eylül orta doğu projesinin ilk adımı olmuştur..!

11 Eylül saldırıları olarak adlandırılan olaylar ile ilgili çeşitli komplo teorileri bulunmaktadır. Kimi iddialara göre 11 Eylül olayları Amerikan hükümeti ve gizli servisleri tarafından Orta Doğu’ya ve Afganistan’a yönelik işgal faaliyetlerini meşrulaştırmak, ülke ve dünya kamuoyunun desteğini almak amacıyla düzenlenmiş senaryolardır.

Ama daha İlginç yanı

Peygamberimiz (S.A.V)’ in haberini verdiği bir olay; 11 Eylül Saldırılarıları hakkında bilinmeyen gerçekler..

Ortadoğu’da halen devam etmekte olan olayların kıvılcımı olan bu saldırı, hala açıklanamayan çok fazla sır içermektedir. 11 Eylül saldırıları, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde 1400 yıl önce bildirdiği Ahir Zaman alametlerinden önemli birisidir. Dünyaya ve İslam Alemine derin etkileri olacak bir süreci başlatan bu saldırı, metafizik bir olaydır ve ardındaki bazı sırlar hala çözülememiştir.

Bu saklı gerçeği mantık ve bilim gerçekleriyle ortaya sunan bir Video

Suriye Türkiye Gerginliği Peki Ya sonuç Sizce..!

Evet arkadaşlar yine gündemde savaş çıglıkları,ve yine gündemde Türkiye savaşamı sürükleniyor.

Tarihimize bir bakarsak geçmişe, nazaran hep bütün batı, yada dogu, ülkeri türkiye üzerinde oyunlar tezgahlamaktadırlar.Ve türkiye hep bu sebepten dolayı asla ekonomide toparlanamamış ve büyük bir ülke olmaktan geri kalmaktadır. Ama şu son  yılımıza baktıgımızda türkiye gerçekten hem ortada dogunun hemde batı avrupa ülkerinin çogundan ekonomosi güçlü ve  güçlenmeyede devam ederek büyüyor. Peki sizce şöyle düşündügümüzde türkiyenin, bukadar ekonomik dalında güçlü olmasını istemeyen kaç ülke vardır.. Hadi tahminde bulunalım ben hemen bulunim Bütün dünya ülkeleri evet arkadaşlar türkün türkten başka dostu yoktur. Sözümle birlikte savaşa yönlendirildigimiz bu zamanda soguk kanlı ,olmak gerekiyor.Türk halkı olarakda üstümüze düşen, vazifeleri yerine getirmemiz gerekiyor ve devletimize başbakanımıza Sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum..!

İlgili Haber Ve Video…!

 

Dünya Nereye Koşuyor..!

Evet arkadaşlar şöyle bir baktıgımızda dünyamızın aslında yokoloşuna bakıyoruz. Nedenmi bir bakalım Dünyamızda Neler oluyor.

Birincisi dünya aşırı bir kriz dönemine geldi ve günler aylar geçtikçe dahada çok etkileniyor vede yayılıyor peki sonuç ne olucak sizce..! Savaş, soykırımların artışı, fakirligin daha çok artması açlık,Artık devir teknoloji ve enerji devri ufak ülker büyük ülkelerin gözlerinde birer av konumunda örnek verirsek afkaganistan elmas madeni ırak petrol madeni ve nice bir çok ülke.Peki ya türkiye türkiyede son zamanda hızla yükselme aşamasında ama bu okadar kolay degil türki dünyanın en zengin madenlerine sahip ve keşfedilmemiş madenlerinide sayarsak ilerde bütün dünyanın gözü türkiyede olucak.Nedenmi çünkü gelecek teknoloji Bor madenlerinden üretilicek ve türkiye bor madenler açısında dünyada en çok kaynagı bulunan bir ülke Su  olarakta çok zengin bir ülkeyiz ve su da ilerki zamanlarda enerji kadar degerli olucak Sonuç tabikide pek iyi degil. O yüzden TÜRKİYE olarak güçlenmeli halk olarak birleşmeli ve  Dünyanın gözü üzerimizdeyken bu gücümüzüda onlara göstermeliyiz.Peki gösteremezsek ne olur Sizce ne olur…! Yorumlarınızı bekliyorum

 

‘Öcalan’la görüşmesi sonu oldu’

Özal’ın Özel Kalemi Feyzi İşbaşaran: ”Eşref Bitlis’ten sonra Özal da bizzat Kuzey Irak’a giderek Öcalan’la yüz yüze görüştü. Bütün şartlarda anlaşılmıştı. Ancak hem Özal hem de Eşref Paşa peşpeşe öldü” dedi.

Devlet Denetleme Kurulu’nun Özal’ın ölümüyle ilgili raporunun yankıları sürüyor. Özal’ın en yakın çalışma arkadaşı olan Özel Kalemi Feyzi İşbaşaran da konuyla ilgili olarak Takvim gazetesine konuştu.

 

Devlet Denetleme Kurulu raporuna göre Özal öldürüldü. Sizin fikriniz ne?
Olay iki perde. Önce 1988’deki Kartal Demirağ’ın suikast girişimine bakmak gerekir. Bize ilk kez orada “Dur” denildi.

 

Kim neden “dur” dedi?
Özal, gazetelere verilen sübvansiyonu kaldırmak istiyordu. Bunu da açıkça patronlara iletti. Bunun üzerine acil toplantı isteği geldi. Harbiye Orduevi’nin 18. katında patronlarla buluştuk. Medyaya giren Asil Nadir de oradaydı. Diğerleri ondan çekiniyordu. Çünkü rüzgar gibi esiyordu. Basında hızla büyüyordu.

 

E ne var bunda?
Çok sert sözler söylendi. Daha sonra yurt dışına kaçan büyük medya patronu, masaya yumruğunu vurup “Sen kim oluyorsun da sübvansiyonu kaldırmaya kalkıyorsun” diye çıkıştı. Buz gibi hava esti. Bir Başbakan, medya patronu tarafından azarlanıyordu. Özal soğukkanlı davrandı. Sinirlenen medya devi ayağa kalktı, kapıya yöneldi çıkarken geri dönüp Beyefendi’yi “Bunun hesabını vereceksin” diye tehdit etti.

 

Yani tetiği çektiren gazete patronu muydu?
Evet oydu. Tehdit ortadaydı zaten… Biz bu işi çözdük. Sonuca ulaşınca da bunu yapanlar yurtdışına kaçtı. O patronla birlikte kaçanlara bakarsan fotoğrafı daha net görürsün…

 

1988 ile ölümü arasında geçen 5 yılda başka tehdit oldu mu?
Olmaz mı… Nerdeyse hergün tehdit aldık. Sadece bir kez doğru çıktı.

 

‘SİLAHLAR SUSACAKTI AMA…’

 

Kimdi bunlar peki?
Bir gün Köşk’ü halka açtım. Erzağını kapan geldi. Özal halkla bir olup bahçede piknik yaptı. Bu fotoğraf Genelkurmay’ı ayağa kaldırdı. Doğan Güreş “Siz ne yapıyorsunuz” diyerek sesini yükseltti. “Muhafız Alayı benimdir. Benim iznim olmadan kimse oraya giremez” tehdidinde bulundu. Ona rağmen yaptım.

 

Sorun asker miydi?
Bir tarafında o vardı. Ama sorunun kaynağı başkaydı.

 

Neydi?
Rahmetli Özal, Eşref Bitlis Paşa ile Malatya’dan çocukluk arkadaşıydı. Birbirlerini çok sever güvenirlerdi. İkisi de Kürt sorununun çözümü ve PKK’nın bitmesi için çırpındı.

 

Ne yaptılar mesela?
Hem Eşref Paşa hem Özal, Kuzey Irak’ta defalarca kez Öcalan’la görüştü. Öcalan ikna olmuştu. Silahlar susacaktı. Ama ömürleri yetmedi.

 

Bir dakika Özal, Öcalan’la nasıl görüştü?
Barzani ve Talabani bahane edilerek sınırın öte tarafında bir araya geliniyordu. Özal, Kürt sorunu olduğu sürece Türkiye’nin büyümeyeceğini biliyordu. Risk aldı, aldılar…

 

Suikastlerle bunun bir ilgisi var mı?
Olmaz mı! Öcalan 70 kişilik liste verdi. Hepsini Avrupa’ya 10 yıl inmeme karşılığında İskandinav ülkelerine gönderiyorduk. Öcalan Norveç’i istemişti. Militanlar sessizce inip köylerine dönecekti. Sınırın 10 kilometre ilerisinde silahlar bırakılacaktı. Bütün şartlarda anlaşılmıştı ama olmadı!

 

Ne oldu?
Danışman olarak Kemal Yamak Paşa’yı almıştık. Çok beyefendi bir insandı. Özal’ı çok severdi. Bir gün Özal haftalık yaptığımız toplantının birinde “Kemal Paşa hepiniz Harp Okulu’ndan mezun oluyorsunuz. Sen Genelkurmay Başkanı olabiliyorsun ama Jandarmanın başındaki Eşref Paşa olamıyor. Bunu bir araştır. Alt yapıyı hazırla. Gerekeni yapalım” dedi. Bu teklif ikisinin de hayatına mal oldu. Önce Eşref Paşa daha sonra kendisi öldürüldü. Kürt sorunu sürüp gitti. 1993’ten bu yana da kan akmaya devam ediyor…

 

Asker mi yaptı suikastleri?
Hem içeriden hem dışarıdan destek alındı. Şeytanın aklına gelmeyecek planlar yapıldı. Başarılı oldular. Çözüm olmadı. “Kan aksın” diyenler kazandı.

 

Eşref Bitlis olayı peki!
Askerde bir kesim uçağın düşeceğini biliyordu. Kazım Çillioğlu uçağa binecekken vazgeçip binmedi. O da biliyordu planı. Daha sonra onu da öldürdüler. Kurtulamadı!

 

Özal’ın ölüm sebebi Kürt sorununu çözmek istemesi yani!
Elbette. Bakın biz de devlette olmayan belgeler Uğur Mumcu’dan çıkıyordu. Bizim MİT uyuyordu. Zaten Teoman Paşa’ya ne sorsak cevap alamıyorduk. Hiç bilgi vermezlerdi. Hatta bir keresinde ABD Özal’a Birinci Körfez Savaşı’nın başlayacağını haber verdi. Tam saat belli değildi. MİT ile Cumhurbaşkanı arasındaki köprü bendim. Gerektiğinde Beyefendi’yi uyandırma yetkim vardı. O gece Özal bizi Köşk’te tuttu. “İşler karışık” dedi. Bir süre sonra televizyonu açıp haberleri izlemeye başladık. Nabi Şensoy da yanımızdaydı. Geceyarısı olmuş savaş başını almış gitmiş. Bizim MİT’ten haber yoktu. Çok sonra Müsteşar Yardımcısı elinde zarfla geldi. Zarfı bana uzatıp “Beyefendiyi kaldıralım” dedi. Kolundan tutup içeri çektim. Zaten hepimiz ayaktaydık. Savaşı canlı izliyorduk. İstihbaratçı arkadaş yerin dibine girdi. Çünkü zarfta ABD’nin vuracağı yazıyordu! Utanarak çekilip gitti…

 

Peki Uğur Mumcu?
Uğur Bey’le komşuyduk. Çok sık, eski ismi Köroğlu olan caddedeki camide buluşurduk. Camide çay içip sohbet ederdik. Özal da bunu bilirdi. Uğur Bey yayınladığı belgelerle bizi zor durumda bırakırdı. CASA uçakları hakkında yaptığı yayınlardan sonra Özal, Milli Savunma Bakanı Ercan Vuralhan’ı görevden almıştı. Uğur Bey çok etkiliydi. Belgeleri MİT’e sorduğumuzda da hep “Doğru efendim” cevabı alıyorduk.

 

‘PLAN İŞLİYORDU…’

 

Nasıl açıklıyorsunuz bunu?
Bilmiyorum hala… Ama Özal ile Mumcu’yu buluşturacaktım. İkisi de razı oldu. Ama Uğur Mumcu’nun da ömrü yetmedi. Bomba patladığında olay yerine ilk giden ben oldum. Manzara korkunçtu. Hemen Köşk’e gittim. Durumu anlattım. Gözlerinden yaş boşaldı. “Eyvah! Hedef, yine benim. Plan işliyor. Artık bunları kimse durduramaz” dedi.

 

Peki geçmişe bakınca ne görüyorsunuz?
Ailenin evladı gibiydim. Milletvekili olmak istediğimde “Gitme, beni bırakma” dedi. “Benim hakkım ama” deyince izin verdi. Benimle birlikte 2 arkadaşım daha yanından ayrıldı. Özal’ın etrafını boşaltmıştık. En büyük hatamız bu oldu. Yoksa Türki Cumhuriyetlere yaptığı gezinin programı bu kadar yorucu olmazdı. İzin vermezdim. Bir de Kemal Yamak Paşa’yı askerden haber alamadığımız için almıştık. Sağlıklı bilgi her zaman gelmiyordu. Belki ondan da gizliyorlardı. Ama en korkuncu Eşref Bitlis Paşa hem MİT hem de Genelkurmay İstihbaratI tarafından sürekli izleniyordu. Attığı her adımı biliyorlardı. O günkü zor şartlar altında çok yol adık. Ama sonuca gidemedik. Kısmet değilmiş. Allah hepsinin mekanını cennet eylesin…

Kaynak:http://haber.ekolay.net/haber/2705/1036611/%C3%96calanla-g%C3%B6r%C3%BC%C5%9Fmesi-sonu-oldu.aspx

 

Dünya savaşlarının perde arkası Bu vahşetin ardındaki felsefe neydi

20. yüzyıl, dünya tarihinin en kanlı devri oldu. İnsanlık bu dönemde ilk kez “dünya savaşı” kavramıyla karşılaştı. I. ve II. Dünya savaşları, geride toplam 65 milyon ölü bıraktı. Bunların yaklaşık yarısı, savaşla hiçbir ilgisi olmayan sivil insanlardı. Küçük çocuklar, savunmasız kadınlar ve yaşlılar acımasızca katledildi… Peki dünya nasıl oldu da bu denli büyük bir cinnete sürüklenebildi? İnsanlar nasıl oldu da göz göre göre, hem kendi milletlerini hem de diğerlerini bir kan dökme kuyusuna attılar? Bu vahşetin ardındaki felsefe neydi?
Bu film, size bu önemli sorunun cevabını anlatmaktadır.

 

Gelibolu Belgeseli 2005

Evet arkadaşlar sizlere dünya tarihine adını yazdıran bir savaş belgeselini sunucam gelibolu savaşı..!

Belgeselin Konusu
Gelibolu, dünyanın en kanlı savaşlarından biri olarak da ün yapmış Çanakkale Savaşı’nı bugüne kadar anlatılanlardan farklı bir bakış açısıyla ve tamamen tarafsız olarak ele alıyor. Yapımı için yedi ülkede yetmişten fazla arşiv taraması yapılan film, gerçek anı ve mektuplardan yola çıkarak siperdeki askerin acılarını, yaşadıklarını, duygularını arşiv, film, fotoğraf ve dramatik canlandırmalar aracılığıyla anlatıyor.

Bir Not
Bu son derece şık çekilmiş belgeselin anlatıcıları ise dünyaca ünlü iki aktör. İngiliz oyuncu Jeremy Irons ve Avustralyalı oyuncu Sam Neill. Filmin Türkçe seslendirmesinde ise usta bir tiyatro oyuncusu Zafer Ergin var.

Birinci Dünya Savaşı ve Savaşın Vahşeti

Dünya bir vahşete sahne olmuş.Birinci dünya savaşı,vahşetine..!

Birinci. Dünya Savaşı, pek fazlaca prensip sahne oldu. Bunların biri, silahların yalnız orduları değil, sivilleri de hedef almasıydı.
Dünyada sivil yerleşim birimlerine yönelik ilk bombardıman, Alman zeplinlerinin 1915 senesinde İngiltere’ye saldırmasıyla başladı. Zeplinlerden atılan bombalar, pekçok masumun dünyasına mal oldu.

U-bot isminde olan Alman denizaltıları

Öte taraftan da U-bot isminde olan Alman denizaltıları, Atlantik okyanusundaki sivil gemileri vurmaya başladı. O dönemde dünyanın en büyük transatlantigi olan Lusitanya gemisi, 7 Mayıs 1915 günü İrlanda açıklarında bir [highlight]U-bot saldırısıyla batırıldı[/highlight]. Üstündeki 2000’e yakın yolcudan 1195’i boğuldu.


Savaşın getirmiş olduğu bir başka yıkım, kimyasal silahlardı. 1915’te ilkin Fransızlar sonrasında da Almanlar tarafınca kullanılmaya başlanan zehirli gazlar, binlerce askerin korkulu acılar çekerek hayatını kaybetmesine niçin oldu. Pekçok asker de gazın etkisiyle kör oldu. Ordular zehirli gaza karşı tedbir olarak gaz maskeleri kullanmaya başladılar.

Gaz maskeleri yalnız askerlere değil, sivillere de veriliyordu. Bundan dolayı zehirli gazlar, yalnız askerleri değil sivileri tehdit ediyordu.

Ufak evlatları bile…
1. Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden biri de, Çanakkale’de yaşandı. İngiliz ve Fransız donanmaları, Osmanlı müdafaa hatlarını yararak Karadeniz’e varmak için saldırıya geçtiler. Sadece dünyanın bu en büyük birliği, Türk topçusu karşısında boyun eğmek mecburiyetinde bırakıldı.

Deniz savaşının yenilgiyle sona ermesinin üstüne, İngilizler Gelibolu yarımadasına çıkarma yaptılar. Sadece efsanevi bir cesaret ve kahramanlıkla savaşan Türk ordusu, bu saldırıyı da püskürttü. Aylar devam eden çatışmaların peşinden İngilizler Çanakkale’den çekilmek mecburiyetinde bırakıldı.

250 bin Türk askeri şehit olmuştu… Bir çok da İngiliz ve Anzak askeri ölmüştü.

1. Dünya Savaşı, İngiliz, Fransız. ve Alman ordularının 4 sene süresince devam eden umutsuz saldırılarının peşinden, 1918 senesinde sonlandı.Sadece 11. ayın 11. gününde saat 11’de duyuru edilen sulh, asla hiç kimseye kalıcı bir saadet getirmeyecekti.

Yüzbinlerce asker sakat kaldı.Dahası, balçık, pislik ve ölüm dolu siperlerde 4 sene süresince kalmış olan askerlerin bir çok, savaşın ruhsal etkisinden kurtulamadı.

“Bomba şoku” denen ve cenk gazileri içinde fazlaca yaygın görülen bir travma, hastaların şiddetli vehamet ve titreme nöbetleri geçirmesine sebep oluyordu. 4 sene süresince her gün yaşadıkları bomba korkusu, belleklerine silinmeyecek halde kazınmıştı.

Birtakım hastalar için, yalnız bomba kelimesinin söylenmesi bile, korkuya kapılıp saklanmalarına kafi oluyordu.
Birtakım askerler ise, savaştan seneler sonrasında bile bir uniforma gördüklerinde dehşete kapılıyorlardı.

Savaşın izi, birtakım askerlerin yalnız ruhuna değil, vücuduna da işlemişti. Onbinlerce asker kollarını ve bacaklarını cenk meydanında kaybetti.
Gözü, burnu yahut çenesi parçalanan o denli fazlaca asker vardı ki, Avrupa kentlerinde bu insanların kullanması için hususi maskeler üretilmeye başlandı.

1. Dünya Savaşı’nın korkulu acıları sanata da yansıdı. Cenk sonrası dönemdeki sanat eserlerinde, vehamet, acı ve cinnet temaları hakimdi. Bu eserler, yalnız onları çizen sanatçıların değil, bütün bir jenerasyonun ruh halini yansıtıyordu.
Savaşın acılarını en derinden yaşayan bu jenerasyona “yitik nesil” ismi verilecekti.
Buraya kadar seyrettiğimiz benzer biçimde cenk, kişilere ve toplumlara hiç bir yarar ve hasılat sağlamayan devasa bir zulüm sektörüdür. İnsanlara maddi ve içsel büyük acılar ve sıkıntılar yaşatan, kapanması zor, derin yaralar açan toplumsal bir felakettir. Tanrı’ın insanlara emri ise, yeryüzünde savaşı değil barışı hakim kılmalarıdır. İyilik yapanlar ve bozgunculuk yapmaktan kaçınanlar ise Kuran’da şu şekilde müjdelenirler:
İşte ahiret yurdu; bizler onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere kılarız. Netice takva sahiplerinindir. (Kasas Suresi, 83)
Yoksa Bizler, inanç edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar benzer biçimde mi tutacağız? Yahut muttakileri